3 Temmuz 2015 Cuma

Mim 4

Kagatsuki'nin mimini yapmak istedim.

1.Takıntı haline getirdiğin bir oyun uygulaman var mı? Ya da oldu mu?
Aslında her dönem bir oyuna takıyorum ben. Mesela bir buçuk yıl önce falan, kafamı telefondan kaldırmazdım. Sırf Subway Surfs'de para biriktirmek için. Sonra Tom'a taktım. Bir de okul bitince tüm yaz Temple Run oynamıştım. Oyunu ezberlemiştim resmen.

2.Telefonunuzdaki sosyal medya uygulamalarına (blogger dahil) günde kaç kere girersin? Hangi sosyal medya uygulamalarını kullanırsın?
Blogger uygulaması yok ki? Şey, Facebook, Twitter, Ask.fm, Instagram, Whatsapp ve Snapchat kullanıyorum. Hepsine en az bir kere bakıyorum, sadece Twitter'a az giriyorum.


3. Galerinde kaç albümün var?
Bayağı vardı sanırsam. Ama sildim. Şimdi olanlar Camera, Insta Square Maker, Screen Shots, Whatsapp Images, Facebook, Wallpapers, Downloads, Whatsapp Profile Photos, Cachenet (Bu da ne?), Images, Hola Wallpapers, Snapchat, Twitter, Instagram, Whatsapp Videos, Font Studio, Pixlr, VSCO Cam, Wallpapers QHD, Videos, Bitmoji, Bluetooth, Photo Layers,Kamio, Line Camera, Tumblr, Line Deco, B612, Retrica, Messenger, Movies, ve kendi eklediğim dizi videolarının olduğu bir klasör. Vay be. Bayağı varmış. Bayağı..

4. Normal kameradan mı fotoğraf çekinirsiniz yoksa uygulamayla mı?
Normal kameradan daha havalı geliyor. Ama sınıf arkadaşlarımla hep Retrica'dan çekiliriz. Normal kamerayı sevmiyorlar.

5. Telefonunuzda kaç müzik var?
193 tane fakat geçen gün en az 40 tane müziğim silindi.

6. Ne kadar sıklıkla müzik arşivinizi yeniler ya da yeni şeyler eklersiniz?
Neredeyse hiç! Artık çok üşeniyorum böyle şeylere. Bir de kıyamıyorum müziklerime, o yüzden hiç yenilemem. Ama sevdiğim bir şarkıcı yeni bir müzik çıkarttıysa, hemen indiririm.

7. Çok fazla kılıfınız var mıdır?
2 tane var. Diğeri kibar bir tabirle, öldü. Bu da yine kibar bir tabirle, ölmek üzere.

8. Kaç yılda bir telefon değiştirirsiniz?
Şu ana kadar yalnızca iki telefonum oldu. Zaten ben de istemem (dışımdan).

9. Telefondan çıkan kulaklığı mı yoksa ekstra aldığınız kulaklığı mı kullanırsınız?
Benim için farketmiyor. Ama yıllar önce D&R'den orijinal,  büyük kulaklıklardan almıştım. Okul ortamı dışında hep onu kullanıyorum. Okul için de elime ne geçerse. Bu arada, o orijinal, güzelim kulaklığım.. Yakında cenazesini yapacağım galiba. Son 5 ayı falan kalmış gibi gözüküyor..

10. Telefonuna şifre koyar mısın? Telefonuna kimler girmesin istersin?
Şu ana kadar hiç şifresiz kullanmadım. Aslında neden koyduğumu ben de bilmiyorum.

Öptüm.

7 Haziran 2015 Pazar

Mim 3

Şuradan buradan bulduğum sorularla kendime bir mim hazırladım. İsteyen yapabilir, bana bildirirse çok güzel olur. Okumak isterim.

1. Hayatınızda mucize olarak nitelendirdiğiniz bir olay yaşadınız mı?
Dürüst olmak gerekirse ben her şeye mucize derim. Batıl inançlarım var, mesela totem yaptığımda kazanmam gibi. Ama bir tanecik vardı, onu da burada bahsetmek istemiyorum. (Şu an 5 Haziran 2016, bu yazıyı yeniden okuyorum. Bahsetmek istemediğim şey neydi...Merak ettim.)

2. Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
Takıntı derken ne kastedildiğine bağlı. Herkesin bir tarzı vardır, mesela ben o tarzın dışına çıkamıyorum.

3. Nefret ettiğiniz huylar ve ya insanlar?

Yalancılar! Çok klasik bir cevap olsa da, benim için her zaman cevap aynıdır. Yalancılardan nefret ederim.

4. Sizi en net tanımlaya kelime?

"Cesur", olabilir mi? Bunu arkadaşlarıma sormam lazım.

5. Hayata yeniden gelme şansınız olsa hangi ülkede doğardınız?

Amerika! Kore! Japonya! İtalya! Fransa! İngiltere! Eh, Avustralya da olabilir. Aslında burası dışında her yer olur. (Lafın gelişi canım.)

6. Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir?

Dizi izler. Ben öyle yapıyorum. Hatta dün sabah oturdum, akşama kadar dizi izledim. Dış dünyayla biraz kopuyorsun, ama dizilerin de verdiği zevk başka.

7. Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsaydınız ne yaparsınız?

Ben genelde "Ben evlenmeyeceğim!" tarzı insanlardanım, ama muhtemelen "O zaman boşuna düğün masraflarına girmeseydik ya?" gibi küçük düşürücü bir şeyler söylemek isterdim sanırım.

8. İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

İkisi de. Demek istediğim bence sonu bellidir, ama o sona gideceğin yolları sen seçersin.

9. Aklınıza gelen ilk ingilizce kelime?

"Mary", neden bilmiyorum. Daha dün Reign'i bitirdiğim için olabilir.

10. İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?

Hep Annabeth idi.

11. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

"Ölmeden Önce Yapılacaklar" listemden en göz korkutucu şeyleri seçip yapardım. "New York'a giderdim," dememe gerek var mı?

12. Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Fobim yok. Ama çok saçma takıntılarım var. Mesela içinde minik bir boşluk olan bir daire veya ona benzer bir şey görürsem, hemen içini doldururum. Noktalama işaretleri ve yazım yanlışlarına da takıntım var.

13. Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
İlk rüya olduğunu düşünürdüm herhalde. Sonra... Kendi kendime geçinmeye çalışırdım. Dayanamayacak hale geldiğimde ise, Allah'tan af dileyerek hapla intihar falan ederdim.

14. Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız? Neden?

Ülke değil, ama N-e-w Y-o-r-k.

15. İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Sıfır?

16. En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay?
Bir kız hakkında dedikodu yapıyorduk, sonra kız yanımızdan geçti. Tamam, bu pek olmadı ama aklıma gelmiyor. Pek küçük düştüğüm bir an yok.  

17. Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?
Telefonum, ve... Giysilerim?

18. En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?

Onu tüm gücümle ikna etmeye çalışırdım, gerisini düşünmeme gerek yok. İkna olurdu zaten.

19. İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Öncelikle ilk panzehiri var mı diye sorardım. Varsa içerdim.
Muhtemelen sevmediğim ve kavgalı olduğum insanlara bir şeyler yapardım. Daha sonra... New York bileti çalardım?
Ciddiyim. Para falan çalardım herhalde.

20. Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Şöyle güzel bir New York bileti olsaydı...

Öptüm.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Şeytan Adasının Kralı (King of Devil's Island) - Imdb: 7,5


Film özeti: "Yaşanmış bir hikayeden uyarlanan film, Norveç’in Bostoy adasındaki ıslahevinde geçiyor. Reşit olmayan, genç suçluların tutulduğu bu hapishanede müdür ve gardiyanlar sadistlik derecesinde oğlan çocuklarına işkence yapmakta, onları ucuz iş gücü niyetiyle kullanmaktadırlar. Fakat 17 yaşındaki Erling’in bu işkence dolu delikte köle olmaya hiç niyeti yoktur. Kaçmak için elinden geleni ardına koymaz ve baskılara karşı genç mahkumlar arasında isyan çıkartmayı başarır. Norveç yapımı film 2011 Amanda Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Müzik ve En İyi Yardımcı Erkek oyuncu dallarında da ödüle layık görülmüştü." Daha ayrıntılı bilgi için şurayı tıklayabilirsiniz.

Film özetinde, ıslahevinde geçiyor yazıyor. Fakat ıslahevinde geçmiyor. Suç işlemiş çocukları, bir adada topluyorlar ve onlara ağır işler yaptırıyorlar. Eğer istemezlerse ıslahevine göndermekle tehdit ediyorlar. Aslında ıslahevi daha iyidir, ama elbette çocuklara ıshalevinin korkunç bir yer olduğu aşılanıyor.

"1915'li yıllarda çocukların ne zorluklar altında yaşadığını izliyorsunuz. Sorunlu çocuklar diye tabir edilseler de onlara yapılanlar yüzünden gözümüze batmıyor. Film olarak zaten çok etkileyici bir anlatıma sahip iken yaşanılanların bir de gerçek olması daha da fazla dokunuyor. Ayrıca filmin soğuk temasını çok sevdim. Tema soğuk, filmin içeriği dondurucu ikisi çok güzel örtüşmüş. Yaşanılanlar acı olsa da film olarak son derece başarılı bir yapım ortaya konmuş. Çocuk kalplerin merhameti bir nevi merhametsiz kalplere ibret olsun. Sonlara doğru bir sahne var ki aklıma direk Titanic filminden bir sahneyi gözümde canlandırdı. İzleyenler anımsayacaktır o sahneyi. Genel baktığımda yaşanması utanç verici olaylar örgüsü etrafında yapılan, işlenişiyle yüreklere dokunan ve izlenmeyi hak eden çok beğendiğim bir film. " demiş bir yorumcu. Kesinlikle doğru demiş, bu yazıyı da buraya yapıştırmak istedim.

Film özetinde, sadistlik derecesinde işkence gördükleri yazsa da, öyle bir şey yok. Sadece çocuklara ağır işler veriliyor, yanlış bir şey yaptıklarında cezalandırılıyorlar. En ağır ceza, adadan kaçmaya çalışanlara sırta 12 kırbaç ile veriliyor. Yani işkencelere dayanamazsanız bile izleyebilirsiniz, sorun yok.

Oyuncular elbette ki mükemmel, birçok ödül de toplamış. Üstte gördüğünüz fotoğraf, çocukların/gençlerin kaçma girişimi. Daha sonra, isyan olduğunda, uzaktan silahlı askerler onları durdurmak için geliyorlar. Fakat çocuklar ölme pahasına kaçıyor, çünkü onlara ıslahevinin korkunç bir yer olduğu aşılanmış.

Sonu çok mükemmel, hatta gözlerimin dolduğunu itiraf ediyorum. Çok anlamlı ve kötü-iyi karışımı bir sondu. Ayrıca kapanışı gerçek video görüntüleriyle yapmaları çok etkileyiciydi. Çünkü hatırlatayım, bu yaşanmış bir hikayeden alınmış. Bu yüzden, aldığı tüm ödülleri hakettiğini söyleyerek bu yazıyı bitiriyorum.

Bu filme zaman ayırmanız dileğiyle!

İyi Seyirler!

21 Mayıs 2014 Çarşamba

The Walking Dead: Artık Yaşamak Zorunda Kaldığınız Dünya, Ölülerin Dünyası.



Yaklaşık on dizi izliyorum. Böylesi görülmedi! Bir arkadaşımın tavsiyesiyle başladığım bir çizgi romandan uyarlanan bu diziyi, en ince ayrıntısına kadar sizinle paylaşmasam ölürdüm. The Walking Dead, dünyadaki en iyi on ikinci dizi. The Walking Dead, baş karakter Rick'in üzerine kurulu olmasına rağmen size "Bu bölüm acaba kim ölecek, umarım Rick olmaz." dedirtebilecek bir dizi. Ne kadar deli görünümlü, psikopat, tipinde bile hayır yok dediğiniz karakter varsa sonradan sevmeye başlıyorsunuz. Olamaz, geçmişte bunları mı yaşamış? Adam gibi adam! Fakat, siz sevene kadar iş işten geçiyor ve o karakter maalesef son nefesini veriyor. Yani, bir karakteri sevecekseniz baştan sevin. Eğer dizi zevkinize güveniyorsanız, bu dizinin hiçbir bölümünden sıkılmayacağınıza yemin edebilirim. Fakat, kendinizi alıştırın. İki bölümde bir "Aha, bu baş karakterlerden sayılır. Bu ölmez." dediğiniz karakterler ölüyor. Pardon, ölüyor mu demiştim? Sayılır. "Bu zombi filmi! Çocuklar için. Ne kadar iyi olabilir ki?" derseniz, şuracıkta keserim sizi vallahi. Bu arada, zaten dizide bir kere bile "zombi" kelimesi geçmiyor. Onun yerine "aylak" diyorlar. Hatta "ısırganlar", "deri-yiyiciler", "beyinsizler" gibi isimler kullanılsa da baş karakterlerimiz "aylak"ı kullanıyor. Neyse, ben diziyi övmeyi bırakıp karakterleri tanıtıma geçeyim. Yoksa öv öv bitmez. Ayrıca tüm karakterleri buraya yazarsam, bilin ki bir ayımı falan alır. Bu yüzden kendim seçmeye çalışacağım. Size not: "Bu karakterlerin yarısı ölü."



Rick Grimes, ilk başlarda "Bu adamdan bir şey çıkmaz." diye düşüneceğiniz bir polis şefi baş karakterimiz. Konu ailesi olunca her şeyi yapabilecek bir kapasitede. Bazen iyi kalbi konusunda kaybettiği olsa da, bu adamdan başka lider olamaz diye düşünüyorum. 









Lori Grimes, soyadından da anladığınız üzere Rick'in karısı. Rick öldü sanıp en iyi arkadaşıyla ilişkiye girmesini saymazsak, iyi kadın aslında. Dalga geçiyorum! İyi kadın mı? Lori var ya Lori, Rick'i kaç kere öldürtüyordu o kadın be. Kendini koruyamıyor ki. Bir de "Ölülerin Dünyası"nda hamile kalıyor, gerisini siz düşünün.



Shane, Rick'in en iyi arkadaşı. Lori ile ilişkiye girdi. Çok karışık, izleyince hemen anlarsınız zaten. Arkadaşı için her şeyi yapmaya hazır. Fakat konu Lori olunca... (Yazar burada spoiler vermemek için eline vuruyor.)


Gleen, bir Kore'li. Tüm karakterler arasında ölürse en çok üzüleceğim tek kişi. Böyle göründüğüne bakmayın. Abi, ben böyle cesur çocuk görmedim. Zaten ilk bölümde Rick onun sayesinde kurtulmuştu. Gleen, tüm karakterleri en az bir kez kurtaran ve sevdiği kişi için canını feda edebilecek karakterimiz. Sevdiği kişi? Maggie!





Maggie, Gleen'i ölesiye seviyor. Aşkları Maggie'nin "Sevişelim mi?" demesiyle başlasa da, örnek alınacak bir çift. O da Gleen için her şeyi yapmaya hazır. Açıkçası Maggie ölse, Gleen için çok üzülürüm.










Daryl ve Merle, ilk bölümden "İşte, adamım!" diyebileceğiniz iki karakter. Tanrım, Daryl'i ve Merle'i neden sonlara bıraktım? Kardeş bağları çok güçlü, abisi Merle dıştan psikopat ve acımasız görünse de -ki öyle- Daryl için her şeyi yapmaya hazır. Bu söylediklerim Daryl için de geçerli. (Soldaki Daryl, sağdaki Merle)










Andrea, ah Andrea ah. Anladık, kimse ölsün istemiyorsun ama yaptıkların yüzünden herkes canından oldu. Bence mantıklı düşünmeye başlamalısın.




Carol, birazcık psikopat olsa da grubu için her şeyi feda etmeye hazır. Hiçbir erkeğin cesaret edemediği şeyleri yaparak, ikinci sezonda seyircinin beğenisini kazanıyor. Fakat bu cesaretini iki şey tetikliyor. Yaşadığı iki acı. (Artık izleyin ve görün.)

Bu yazım kısa oldu, çünkü The Walking Dead'de spoiler vermemek gerçekten çok zor. Özellikle de "sadece" buradaki karakterlerin bile yarısından fazlasının öldüğünü hesaba katarsak. Bu arada, izleyip hemen bitirirsiniz. Fakat yeni sezon Ekim'de olduğundan, içinizde bir boşluk hissedeceğinizi biliyorum. Bu yüzden benim gibi yapın, o boşluğu çizgi romanları ve kitabıyla doldurun. D&R'den temin edebilirsiniz.

Not: Kitapta sonradan "Vali" adıyla tanıyacağınız Philip/Brian anlatılıyor, yani onun The Walking Dead'da görmediğimiz hayatını. Bu yüzden ilk diziyi izleyin derim.

Öptüm.




22 Aralık 2013 Pazar

İnanılmaz Uzun Bir Aradan Sonra İnanılmaz Olaylar

Evet, başlık gerçekten çok güzel oldu. Nereden başlasam bilemiyorum. En son okul açıldığında yazmışım. O kadar çok olay gelişti ki. İlk arkadaşlık ilişkilerimi anlatayım. Kıvırcık gerçekten çok atarlı bir kız. "Atar" sözcüğünü sanki o yaratmış gibi. İşi gücü erkeklere aşık olmak, kendini yükseklerde sanarmışcasına konuşmak. Kesin şimdi bana "Bu kızın en iyi arkadaşı Kıvırcık'dı, şu anda onun arkasından konuşuyor." falan diyeceksiniz. Sanırım artık en iyi arkadaşım değil. Olayları anlatacağım. Hani SB vardı ya? D, SB ve ben üçümüz takılıyorduk. D ile küsmüştük falan. Ben D'ye Demi Lovato posteri falan verdim. Bu dayanamadı barıştı benimle. Biz yine üçümüz takılmaya başladık. Sonra aramıza Kıvırcık da katıldı. Bir ara ne oldu bilmem, SB bana D'nin çok yalan söylediğini söyledi. Tam olarak yalan değil, yalanla karışık gerçeklik. Böyle abartı falan. Babasının her sabah iki buçuk litre kola bitirdiğini söylüyor. Sanırım bu gerçek bir insan olsaydı midesi delinmişti. Annesinin altıncı hissinin çok kuvvetli olduğunu her gün en az iki kere söylüyor. Sanırım biraz da kıskanç. SB ve ben güzel resim yapıyoruz. Sanırım yetenekliyim, bilmiyorum. Ama asla bununla övünmedim. Zaten ayda bir kere bile yapmıyorum bazen. Benim için bir tutku değil. Ama D inanılmaz resim çizdiğini sanıyor. Cartoon Network'de Adventure Time çizgi filminden Jack'i falan çizmiş, bir kaç da küçük hayalet. Bir de altına imza atıyor. Sanki çalacağız. Bunun gibi bir sürü şey. Ben hep alttan alıyordum övünmesini falan, SB dayanamamış olacak ki geldi bana patladı. Bizim küçük sırrımız oldu. Alison'ın dediği gibi "Sırlar arkadaşları birlikte tutar." Allah'ım neler diyorum ben? PLL'yi özledim sanırım. Her neyse, aynen Alison'ın dediği gibi oldu. Durmadan dışlanırken bir anda D'yi dışladık sanırım. Bunu sonradan farkettim. Bir gün D geldi ve onu neden dışladığımızı sordu. SB "Yalanlarından bıktık!" diye bağırdı. Bazen ne dediğini kendi kulağı duymuyor. En sonunda D ağlamaya başladı. Ne oldu anlamadım. Kendini acındırmak için sanırım, sinirden de olabilir. Bunu görünce SB kendisi yalan uydurdu. Yok biz paintballa gidecektik, senin annen izin vermez diye çağırmadık, sana söyleyemedik falan. Haa, size söylememiştim. D'nin annesi ve babası benimle görüşmesini yasaklamış. Hatırladıkça sinirim bozuluyor. Kaç kere D bize aynı soruyu sordu, SB de yine aynı şeyi söyledi, sonra yalan uyduruverdi. Dejavu üstüne dejavu yaşadım. Şimdi asıl olaylara geliyorum. Yalnızdık, sadece ben SB ve D vardı. Ben S'nin çantasını görünce içine bakmadan duramadım tabii. Telefonunu çıkardık falan. Zaten eski bir şey böyle. Ben su şişemi çıkardım "Dökeceğim valla." dedim. SB ve D nasıl korktular görmeliydiniz. "Eski telefondur, bir şey olmaz. Olursa da haketti." diyip suyu telefona boşalttım. Tahmin ettiğim gibi bir şey olmadı. Aradan bir kaç hafta geçti. Yine yalnızdık. Onlar "Hadi çantasına bak." falan dediler. Tabii cesaretleri yok, bana söylesinler anca. İlk gözü açtım, içinden defter çıktı. Ne sizce? Günlüğü! Ben bunu aldım, zaten az yazmıştı. Fotoğraflarını çekip geri koydum. Sonra telefonumdan okumaya başladım. Nasıl desem, tipik Tumblr kızı gibi yazmış. Hala telefonumdalar. Ama Popi'yi hatırlar mısınız bilmem ona ağır bir küfür etmiş. Sonra ne oldu hatırlamıyorum, S bana çok ters davrandı sanırım. Ben de o sinirle gittim günlüğü Popi'ye gösterdim. Yaptığım feci yanlıştı biliyorum. Ama o anda aklım "Başka seçeneğin yok, hem bu sefer kazanan sen olacaksın." diyordu resmen. Popi anında okulu yaygaraya çevirdi, herkes şu ana kadarki en büyük kavga falan diyordu. Popi, okulun tüm popüler arkadaşlarına aldı gösterdi günlüğü. Ben o sırada çok mutluyum tabii. S, haketti diyorum, oh bir güzel dövecekler. Tam iki dakika sonra S'nin şu hayattaki en şanslı kız olduğunu anladım. Tam kavga çıkacağı sırada annesi geldi. Normal bir anne ne yapar? Günlüğü alıp, kızının kolundan tutup evine götürmez mi? Ne yapar siz düşünün. Ama bu öyle yapmadı, önce günlüğü aldı. Sonra da tüm okulun önünde Popi ile kavga etti. Ardından gitti öğretmene şikayet etti. Tabii Popi'yi çağırdılar hemen. O sırada okulun bir diğer popüler kızı, ona Cırtlak diyeyim, bizim yanımıza geldi. O sırada SB gülüyordu, D de sanki bir şey yapmış gibi "Başardık, başardık." diye bağırıyordu. Bu kız gerizekalı mı? Ağzımı bozacağım, sanki bir bok yaptı. Her şeyi ben yaptım zaten. Ben günlüğün fotoğraflarını çekerken bile yanımdan kaçtı. Sonra bir kız dersi bölüp üçümüzü çağırdı. Rehberliğe gittik. Yalan üstüne yalan söylendi. Popi bize çok kızdı. Şimdi daha da ayrıntıya girmeyeyim, ama sonraki gün resmen hayatımın en güzel gününden en kötüsüne geçiş yaptım. Ne olduğunu bile anlamadım. S ile Popi barışmışlar. Ayrıca Kıvırcık da yine bana durduk yere atarlanıp gitti S'nin yanına oturdu. Şeytan diyor suratına bir tane geçir. Şu ana kadar iki erkeğe aşık oldu. İkisi de popüler. Bilerek seçiyor böylelerini herhalde. Şimdi üçüncüye geçiş yaptı sanırım. Amaan, banane. Zaten bütün yaz onun aşık olmasını dinledim. Neyse lafı çok uzattım. Asıl konuya geleyim. Biz SB ile takılırken D bize salak salak bakmaya başladı. Derste sıkılıyor diye onunla mesajlaşıyorum, sanki ilkokuldayız. Ayrıca D de gitmiş bir yerden resim öğretmeni bulmuş çizdiği Jack resimlerini falan gösteriyor. Şaka mı bu? Şansına öğretmen nazik biri çıkmış, hepsine "Senin yeteneğin var. Grafik tasarlasana sen. Süper çiziyorsun." falan demiş. Bize söylediğinde çok güldük. Ayrıca biz mesajlaşırken SB gitmiş D'nin Jack'ini taklit ederek kağıda yazmış bana verdi. Herhalde ben cevap yazarken D bunu gördü. Sonra da "Benim çizimlerimle dalga geçtiğinizi biliyorum, saklamanıza gerek yok." dedi. Ben de hemen kıvırmaya çalıştım tabii. Yuttu galiba. Ama hala şüpheliyim. Şimdi size gerçekten anlatmak istediğim olaya geliyorum. Tavsiyelerinize çok ihtiyacım var ve ne diyeceğinizi gerçekten merak ediyorum. Durun bir nefes alayım, heyecanlandım galiba. Bir gün bilgisayarda takılırken Delena fotoğrafı gördüm. Çok sevindim falan. Hemen biriyle paylaşmak istedim. Lovatic olduğu için D'yi aradım "Şu anda işim var." dedi. Sesi çok garipti. "Whatsapp'tan atayım mı?" dedim. "Hayır bay." dedi. Ne olduğunu anlamadım. Aradan çok az bir zaman geçti telefon çaldı. Kim tahmin edersiniz? D'nin annesi! "Neden kızımı dışlıyorsunuz?!" diye bana afra tafra yaptı. SB'nin telefonunu istedi. Ne yapacağımı bilemedim. "Nereye yazdım hatırlamıyorum." dedim. "Sen arkadaşı değil misin?!" diye kızdı bana. Sen kim oluyorsun da bana kızıyorsun?! Hani vermeseydim telefonu. Neyse, sonra SB beni aradı. Gitmiş, "Kızınızın yalanlarından bıktım." demiş annesine. Annesi de hemen kızını savunmuş tabii başka ne yapsın? SB'ye "Annabeth'le arkadaşlık kurma. O sizin aranızı bozdu, ona kanma. S ile kızım arkadaşken de onların arasına girmişti." gibi şeyler demiş. SB ile çok sinirlendik. "D ile konuşan ölsün. Çok büyük konuştum ama..." dedi SB bana. Ama iki gün sonra D ile konuştu. SB'nin bu huyundan NEFRET EDİYORUM. Yemin ediyor, söz veriyor ama hiçbirinde durmuyor. Ayrıca yalanlardan da nefret ettiğini anladım. Bir ara beyaz bir yalan söyledim, anladı sanırım. Sınıftan çıktım, geri geldiğimde D ile konuşuyorlardı. Ruh halimi tahmin edersiniz artık. Sonra yalanımı itiraf etmedim ama düzelttim. Bu sefer bana daha sıcak davranmaya başladı. D ile daha az konuştu. Her neyse, böyle işte. Ayrıca blogumun temasını da hiç beğenmedim. Kışa girdik diye mavi olsun dedim ama çok aceleye geldi. Bir ara değiştireyim. Bu konuda pek başarılı değilim. 

Öptüm.