26 Haziran 2016 Pazar

72°C Hava + Game of Thrones'in Yayından Kaldırılması

Bu havalar beni öldürüyor. Bu yazıyı neden yazıyorum onu bile bilmiyorum. 25 tane yabancı dizi bitirdim ve milyonlarca film izledim ama hiçbirisinin incelemesini yapmadım. En azından ders çalışsam? Bu yaz yine bomboş geçecek. Arkadaşlarımla bile buluşamıyorum, hep bir sorun çıkıyor. Evden de çıkmadığım için maymuna benziyorum. Cidden. İnternet iki hafta önce 10 dakikada bir kesiliyordu, umarım ki artık düzelmiştir. Yoksa bu yaz günlerinde ne yaparım bilmiyorum. Muhtemelen kafayı yedim, ama Muhteşem Yüzyıl'a da başladım ben. 30. bölüme geldim. Evet? İşsizim. Şu anda moralimi düzelten tek şey yarın Game of Thrones'un 6. sezon finalinin olması! O kadar heyecanlıyım ki. Eğer yarıda bıraktıysanız izleyin çünkü: "Dünyanın en çok izlenen dizilerinden biri olan ve geçen yıl 14.4 milyon defa korsan indirilen Game Of Thrones’un tüm eski bölümlerinin internetten kaldırılması Digiturk’ün uyarıları neticesinde gerçekleşti. Digiturk, dizinin 6. sezon bölümlerini her pazartesi 23.00’da yayınlarken, kullanıcılar popüler diziyi ayrıca 'Dilediğin Zaman' ve 'Dilediğin Yerde İzle' uygulamaları aracılığıyla da izleyebiliyor." Ben bile zar zor, farklı sitelerden buldum bölümleri. Her neyse, bu saçma yazı da buraya kadardı... 

"The north remembers."
Öptüm.

12 Haziran 2016 Pazar

Milyonlarca Başlık Yazıp Silmek


Annabeth ben, umarım birkaç kişi de olsa beni hatırlayanlar vardır. O kadar olay oldu ki... Ciddi anlamda roman olur. Hazır yaz tatili gelmişken, bu olayları aklımdan uçup gitmeden yazıya dökmek istedim. Nasıl başlasam onu bile bilmiyorum. En iyisi geçen seneyi özetlemek. 

Şimdi, bir yıl evvel ben çok içime kapanık bir kızdım. Sonra "Yeter ama." diyip sosyalleşmeye karar verdim. Ay ama şimdi benim takma isim bulmam lazım. Kraliçe, Süslü, Defne, Köylü ve Çingene olsun. Yanlış anlaşılmasın lütfen, köylüler ve çingenelere hakaret değil amacım. Öyle davrandıkları için isimlerini öyle koydum. Hatta bazen arkadaşlar arasında isimleri ile değil de "Köylü" ve "Çingene" diye hitap ediyorduk onlara. Kraliçe, kendini çirkin bulan, güzel, samimi, grubun lideri olmasına rağmen bunun farkında olmayan bir kız. Süslü, herkese çok iyi davranan, olgun bir kişiliğe sahip. Defne, her zaman bir laf sokma çabasında durmadan espri yapan biri. Köylü, köylü gibi davranan, çocuk gibi giyinen, müstehcen espriler yapan bir kız. Kraliçe ve Köylü, Süslü ve Defne sıra arkadaşılar. Ben başka yerde oturuyorum. Çingene ise biraz çirkef, Süslü ile arkadaş olduğu için gruba dahil, başka sınıfta.


Her neyse, ben, onların grubuna katılmak istedim. Köylü ile zaten dershaneden tanışıyorduk. Bazı günler beşer onar sakız alıp onlara veriyordum. Onlar da beni masalarına davet ediyorlardı. (Şimdi düşündüm de, bu ne böyle anasınıfı gibi?) Öyle kaynaştık. Daha sonra hep onlarla birlikte olmaya başladım. Aralarında en çocuksu bendim, gruba da sonradan katılmıştım zaten. O yüzden dışlanıyordum. Bunların daha ben gruba katılmadan bir Whatsapp grupları varmış. Bir gün Kraliçe, hoşlandığı çocuk ile konuşacağını söylemişti. Ben de "Bizim gruba mı atacaksın konuşmalarınızı?" demiştim. Süslü de "Hayır, dördümüzün olduğu gruba," demişti ama pot kırmıştı. Herkesin ağzı açık kalmıştı, neden bu kadar şaşırmışlardı ki? Benden saklamaları bu kadar mı önemliydi? O gün nedense çok üzülmüştüm, gözlerim falan dolmuştu. Köylü ile bunun hakkında konuştuğumda ise "Önemsiz bir grup, çok konuşulmuyor zaten." demişti. Çingene desen ayrı bir dert, beni sevmediğini falan söylemiş onlara, onlar da beni savunmuşlar iyi kızdır diye. Geçen sene işte böyle geçti. Ama roman oluşturabilecek olaylar bu yıl oldu.

Sınıflar dağıtılacaktı. Ben de dua etmiştim, "Herkes aynı sınıfa düşsün, onlardan biri başka sınıfa, ben de gruptakilerden biriyle oturayım artık!" diye. Artık o an ne kadar temiz kalpliysem, o kadar sınıfın içinde Defne, Süslü, Kraliçe ve ben aynı sınıfa düştük; Çingene ve Köylü ise başka sınıfa. Defne ve Süslü yine sıra arkadaşı oldular, ben de Kraliçe ile oturmaya başladım. Her şey iyi gidiyordu. Ta ki bir sabah onlar aralarında "Bugün mü? Ne zaman yapalım?" diye konuşmaya başlayana kadar. Ben de bana anlatmalarını bekliyorum. Sonra Kraliçe bana gülümseyerek "Annabeth, alınma." dedi. "Seninle ilgili değil. Eskiden oldu. Teneffüste o işi halledeceğiz." Bir bit yeniği olduğunu anladım, ama üstünde durmadım. Dersin sonunda geldiler. Ben de trip attım, tabii hiçbir işe yaramadı. Yemekhanede "Müdür niye bize o kadar kızdı ki, sadece konuşuyorduk bahçede." diyip durdular. Nasıl şüpheci bir insansam, sözlerini tarttım, biçtim ve kötü bir şeyler hissettim. Her neyse, ertesi gün teneffüste sınıftan çıktılar. Kraliçe bir şey dedi. Ben de "Sen gelmiyor musun?" anladım. Yanlış anlamışım. Onlarla gittim. Müdürün odasına girdik. Çingene durmadan bana bakıp Kraliçe'ye "Annabeth neden burada? Çıksın." diyip durdu. Anlamadım tabii. Çingene "Sonra anlatırım." diyince ben de mal gibi kabul ettim. Uygun anı bekliyorum. Müdür herkesin ellerini kontrol etti. Sıra bana gelince "Sen de mi sigara içtin?" dedi. Ben cevabı hazırlamıştım, "Arkadaşları yalnız bırakmayayım dedim." dedim. Ve çıktım. Bana söylemeden buluşup sigara içmişler. Benden saklamışlar. Tüm gün trip attım. Köylü "Ben dedim Annabeth'i de alalım diye, ama bir kişinin sözüyle olmuyor ki." dedi. O kadar sinirliydim ki cevap veremedim. Yanlış anlamayın, sigara içmeye meraklı değilim, ama bana yalan söylemeleri? Beni kıran buydu. Ve neden saklamışlar biliyor musunuz? Geçen sene birlikte sigara denemiştik. Benim için ilk ve sondu. Anneme söylemiştim. Bunda da anneme söylerim diye benden saklamışlar. Onları ilgilendiren bir şey değil ki? Ailemin bilmeye hakkı var. Ben buyum.

Olay unutuldu. Daha sonra, durduk yere, Çingene, Kraliçe ve Süslü bizden bir şeyler saklamaya başladılar. Fısıldaşmalar, başka yerde konuşmalar... Ben, Defne ve Köylü ise bu duruma çok şaşırdık. Sonuçta bir buçuk yıldır yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi bizim. Konuştuk birlikte, trip atmaya karar verdik. Düşündük ki biz böyle yapınca onlar kırıldığımızı anlayacaklar. Tam tersi oldu. Günaydın bile demediler o gün. Kimse kimseyle konuşmadı. Kraliçe, Defne'ye: "Konuşmayacaksanız kalkın." dedi. Defne'yi benim yanıma aldılar. Kraliçe ve Süslü ise beraber oturdu. Defne'de zaten ipler koptu. Sinirden yüzü kızardı. Resmen şoka uğradık. Özür dileyecekleri halde bunları yapmaları? Böylece gruptaki en sevmediğim kişi Defne ile -ki o da beni sevmezdi- arkadaşlığımız başladı. Ne diyebilirim ki? Her işte bir hayır vardır. Her neyse, ben Köylü'yü gaza getirdim. Plan yaptırdım. İşte beden dersinde Çingene'nin telefonunu al, parola uygulamasını sil, Whatsapp'ta neler konuşmuşlar videoya çek dedim. Yaptı. Hatta bununla da kalmadı. Çingene ödev için onların evine gidince, Çingene tuvaletteyken de telefonuna baktı. Bizden sakladıkları şey Kraliçe'nin erkek arkadaşıymış sanırım. Birlikte kahve içmeye falan gitmişler. Şimdi bu arkadaşlığımızı bozmaya değer mi?

Okul çıkışı konuştuk uzun uzun. "Köylü sizi kahve içerken görmüş." (Yalan...) falan dedik. Eskisi gibi olabilir miyiz diye konuştuk. Ama hiçbir şey değişmedi. Hatta daha kötü oldu. Bunlar bizden "Beşinci sınıf çocuğu" diye söz etmeye başladılar trip attığımız için. Günler sonra biz sınıfa girdiğimizde "Kusmuk" dediler, durmadan "Öğğ" sesi çıkardılar. Haftalar geçti. Olay daha da büyüdü. Sınıf içerisinde söylediğimiz sözlerle dalga geçtiler, daha doğrusu her şeyimizle dalga geçtiler. Biz Defne ve Köylü ile çok yakınlaştık ama onlar... Onlar berbat insanlar oldular. Birinci dönem böyle bitti. İkinci dönem bir kişi eksildik. Neden mi? Köylü yüzünden. Köylü, onlarla konuşmaya devam ediyordu. Selamlaşıyordu falan. Ama sevmiyordu onları... En azından biz öyle sanıyorduk. Çünkü Kraliçe'nin doğum gününde ona bir sayfalık yazı yazmış. Bize "Sadece doğum günün kutladım bir cümleyle." demesine rağmen! Nereden mi öğrendim? Şey, babama mesaj atmak için telefonunu aldığımda bakmış olabilirim. Bunu söylediğimde Defne şoka girdi. Köylü'ye nasıl söyleyeceğiz diye düşünürken, dedim ki "Whatsapp'ını hacklediğimi söyleyelim." Çünkü bunun esprisi geçiyordu her zaman. Öyle söyledim Köylü'ye. Kavga ettik. Ve onların grubuna geçti. Defne ile çok üzüldük tabii. Çünkü Köylü ile çok yakındık biz. Özellikle ben. Neyse, biz Defne ile çok yakınlaştık. İnanılmaz iyi biriymiş aslında. Ben olanlara rağmen rahattım ama Defne çok üzülüyordu. Hatta ilaç kullanmaya bile başladı bir ara. Birinci dönem böyle bitti.

İkinci dönem yeni arkadaşlar edindik. Onları o kadar çok seviyorum ki. Bu kadar olaya bile değerler diye düşünüyorum. Olgun ve Tatlı diyelim onlara da. Olgun çok eğlenceli biri, Tatlı da çok sevimli biri, çok iyi kalpli. Biz bunlarla arkadaş olunca, Süslü ve Kraliçe onlarla da dalga geçmeye başladı. Bu dalga geçme işi fiziksel bile oldu. Sıralarımızı itmeye başladılar. Saçımıza çöp attılar. En sonunda Tatlı arkasını döndü, bayağı sinirlendi. "Neden itiyorsunuz?" dedi sinirli sinirli. Kraliçe ve Süslü de "Biz böyle rahat ediyoruz." dediler. Günler böyle geçiyordu. Nadiren de olsa onlara cevap veriyorduk. Sözlü tartışmalar oluyordu bazen. Köylü'nün telefon olayını falan gittim söyledim herkese. Çingene'ye, Kraliçe'ye, Süslü'ye... Araları bozuldu. Daha sonra yine barıştılar. Artık bıktık. Bende ipler koptu zaten. Waplog diye bir tanışma sitesi var internette. Kraliçe'nin numarasını yaydım. Keşke olay bu kadarla kalsaydı. Bir hafta sonra Tatlı itiraz etmesine rağmen Olgun ile birlikte Süslü'nün de numarasını yaydık. Bir sonraki gün ne oldu biliyor musunuz? Müdür çağırdı. Odasına girdiğimde Süslü'nün annesi, babası hatta ablası bile içerdeydi. "Ben yapmadım." dedim ilk başta. Çok korkuyordum. Bu kadar ilerleyeceğini düşünmemiştim. O kadar salağım ki. Hatta whatsapp hacklediğimi falan söylemişler. Daha neler neler... Whatsapp hackleme olayı şakaydı desem de kabul etmediler. Müdür herkesi odadan çıkardı. Sadece ben kaldım. Ağladım. Çünkü "İtiraf etmezsen zaten savcılıkta bulunur." falan diyordu. Her şeyi baştan sona anlattım ben de. Müdür, annemi aradı. O da babamı aramış. Babam geldi. Çok sinirliydi. Bunları yazarken bile elim ayağım titriyor. Müdürün odasından çıktığımda Olgun, Tatlı, Defne, kısaca Süslü ve Kraliçe'yi sevmeyen herkes oradaydı. Ağladım zaten. İlk defa. Okulda. Olgun'a sarıldım. Bunlar yine hiçbir şey. Eve gittiğimde bir de anneme anlattım her şeyi. Olay o kadar büyümüş ki. Numarasını dağıttığım adamlar fahişe diye onları aramış tüm gün, para falan teklif etmişler. Sonra uyudum. Babam geldi. Uyuyor numarası yaptım. Annem "Uyudu tüm gün." dedi. Babam da "Canı cehenneme." dedi bağırarak. Of, her şeyi yeniden yaşar gibi oldum şu an.

Ertesi gün babamla konuştuk. Anlattım her şeyi. Aradan biraz zaman geçti. Rehberlikçi sınıfın yarısını çağırdı. Waplog konuşmalarını, müstehcen kelimeleri bağıra bağıra okudu. Rezil oldum. Tüm okula yayılmış. Öğretmenlere bile. Diğer günler ifadeler ve savunmalar yazıldı. Haftalar geçti. Müdür bir kez daha çağırdı. Babam gelmişti. Bana "Bir kişiye daha numara yaydın mı?" dediler. "Hayır." dedim kendimden emin bir şekilde. Birisinin velisi gelmiş. Şikayet etmiş. Çok şaşırdım tabii. Kraliçe ve Süslü'yü de çağırdılar. Kraliçe hala mesajlar aldığını söyledi. Babam da "Numaranızı değiştireceksiniz zaten, ben ödeyeyim." falan dedi. Onlar da kibar kibar reddettiler. Gerizekalılar. Kraliçe müdüre "Annabeth, Köylü'yü Çingene'nin telefonunu videoya alması için tehdit etmiş." dedi. Şoka girdim. Yalanladım tabii. Babam özür dilettirdi. Diledim, çok ruhsuzmuşum, bir daha dilettirdiler. Kraliçe'nin küçümseyici tebessümünü görünce gülerek diledim. Kraliçe ve Süslü dışarı çıktı. Babam "Sana elimin tersiyle vurmamak için kendimi zor tuttum!" dedi. Terbiyesizmişim. Müdür çok kızdı. "Yalan söyledin!" dedi. Hani başkasına numara dağıtmış mıyım diye sormuşlardı ya, bahsettikleri kişi Kraliçe'ymiş. Sadece Süslü'nün numarasını dağıttığımı sanıyorlarmış. "Ben zaten ifademde de yazdım. Yalan söylemedim ki. Herkes biliyor ikisinin numarasını da verdiğimi." dedim. Müdür de, babam da bana inanmadı. "Ben ifadeleri okumuyorum!" dedi müdür. Ağladım sinirden. Evde de kavga ettik babamla zaten. Üç gün uzaklaştırma aldım. Onlar da bir gün almış. Çünkü sınıfın yarısı onları şikayet etmişti. Birkaç gün sonra Süslü ve Kraliçe dibime girip "Uzaklaştırmamız iptal olmuş." diye konuştular sırıta sırıta. Kınamaya dönmüş. Müdürden sonra rehberlikçiye çıktık. Orada dalgalarına devam ettiler, terbiyesizce konuştular. Defne'ye söyledim Köylü'nün bize attığı itirafı. Kanıt vardı bizde. Rehberlikçiye gösterdik. O da çok şaşırdı. Köylü'yü çağırdı. "Annabeth, seni tehdit mi etti?" dedi. Ben yanında olduğum için "Şey, Defne etti." dedi. Güldüm. Gittim Defne'yi çağırdım. Köylü'nün söylediği yalan  ortaya çıktı. Centilmenlik sözleşmesi imzaladık. Son.

Kim bilir ne kadar sıktım sizi? Özür dilerim. Yorumlarınızı bekliyorum.

Öptüm.

16 Ağustos 2015 Pazar

Mim 6 (Neden Blog Yazmaya Başladım, Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey)

Bu mimi, yeni keşfettiğim Kahve Yanı bloğundan aldım. Yaparken çok eğleneceğim, teşekkür ederim.

Neden blog yazmaya başladım?
Yıl 2009, tam 6 yıl önce, Kagatsuki ile onun evinde blog açmaya karar vermiştik. Bloglarımız Power Puff Girls hakkındaydı, sırf onlar için açmıştık yani. Bir gün rezil olmak falan istersem size blogun linkini atarım.




Evet, gelelim eğlenceli mimize. Hakkımda bilmediğiniz 11 şey mimi.


1. Elinizde sihirli bir değnek olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
İnsanlığı değiştirmek isterdim. Hayvanlara eziyet çektirenler, açgözlüler, tecavüzcüler, beyin yıkayan şeyler... Daha sayayım mı? Gerek yok bence. O kadar şey oluyor ki bu dünyada. Keşke her yer Küba gibi olsa. Küba'yı merak edenler için, ona özel bir yazı oluşturacağım. Şuradan alıntılayacağım, bakmak isteyenler için: tık!

2. Mesleğinizi değiştirmek isteseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz?

Daha tam olarak bir mesleğim yok, öğrenciyim. Kişiliğim gereği polis veya avukat olmak istiyorum. Ama sunucu veya muhabir olmayı da çok isterim.

3. Bir gün boyunca aç kaldınız (ramazanda olduğu gibi) ilk ne yemek isterdiniz?

Kıymalı...spagetti...sonra...Burger King... Aferin size, bakın canım çekti. Annneeeaağ.

4) Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz?
Miami'ye vururdum. Sonra geri İzmir'e gelirdim. Malum, arkadaşlarım var.

5. Issız bir adada kalsanız yanınıza alacağınız 3 kişi?

Tabii ki annem, babam ve kardeşim. Ama aile sayılmıyorsa, muhtemelen iki tane yavru İran kedisi ile birlikte Ece'yi alırdım yanıma. Ya da "Issız Bir Adada Hayatta Kalma Rehberi" falan? Evet ya, bir kedi yeter.

6. En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke?
New York... Bunu bilmeyen yoktur herhalde. Şehir demişken, bir hafta sonra Orta Avrupa turuna çıkıyorum! Yani Prag, Viyana, Budapeşte, Berlin ve Bratislava'ya gideceğim. Bir New York değiller elbette, ama çok heyecanlıyım. Döndüğümde izlenimlerimi buraya da yazarım.

7. Asla giymem dediğiniz renk hangisidir? Neden?
Her rengi seviyorum, öyle takıntılarım yok.

8. Bayramda ne yapacaksınız?
Evde oturup dizi izleyeceğim, belki ziyarete de gideriz.

9. Ölmeden önce yapılacaklar listesine eklediğiniz 3 şey?
Gidip bakmaya üşendim. Ama New York'a gitmek, Bungee Jumping yapmak ve iyi bir meslek sahibi olabilmek vardı.

10. Bir uçurumun kenarındasınız, tam atlayacaksınız, o an aklınıza bir şey geldi, o gelen şey nedir?
"Niye atlıyorum ki, dünyadan bir mükemmellik eksik olur." diyip atlamazdım. Ciddiyim.

11. Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız?
Öncelikle kaybeden var mı diye bağırmazdım, çünkü yalan söyleyen biri çıkabilir. Etrafa bakardım, parasını arayan biri var mı diye. Sonra da kendime alırdım. Niye kızıyorsunuz arkadaşlar, ihtiyacım var aa!

Bu mim ile, Spotty, Liss ve Kagatsuki'yi mimliyorum.

Öptüm.

Başlık Yazmak Zorunda Mıyız?


Ne zamandır kişisel yazı yazmıyorum ben? Neyse, bugüne nasipmiş. Size dünümü anlatmak istedim. Kagatsuki ile Cosplay partisine gittik. Kostümsüzdük fakat seneye için aklımda fikirler var. Deanerys olabilir, ama platin saç üstümde nasıl durur bilemiyorum. Aklımda Slytherin forması ile gelmek, Volturi'lerden biri (Tabii ki Dokota Fanning!) gibi giyinmek, Azula veya Catwoman olmak var. Ama muhtemelen kolaya kaçacağım ve Blair Waldorf gibi giyineceğim. Zaten çok da istiyordum. Neyse, konumuza gelelim biz. Cosplay yeri o kadar uzaktaydı ki! Tabii mükemmel yol bulma yeteneğim ile -ciddiyim- otobüse bindik ve aktarma yerinde indik. İnanılmaz şansımıza bakın ki, sağanak yağmur başladı. Yarım saatten sonra bize tarif edildiği gibi Tansaş'ın olduğu durakta indik ve sora sora bulabildik. Her yerde bilmediğim -ve kesinlikle umursamadığım- anime, oyun karakterleri vardı. Elbette yabancı ülkelerdeki kadar iyi değillerdi, ama güzel bir görüntüydü. E, tabii ki 3 tane Deanerys vardı! Biri çok iyi değildi, kalp yerkenki halini yapmış. (Keşke kahverengi saçını kapatacak platin bir peruk alsaydı.) Diğeri Khal Drogo öldükten sonra çölde dolaşırkenki halini yapmıştı. Ama benim en beğendiğim üçüncüsüydü. Yapan kız da çok güzeldi, hatta suratı falan da benziyordu. Son bölümlerdeki beyaz kıyafetini giymiş. Yüzüğüne kadar yapmıştı. B-a-y-ı-l-d-ı-m. Bir saat falan ortalıkta dolaştım, kıyafetlere baktım. Sonra saat üç gibi binaya girdim, bir odada Street Fighter ve Avatar oyunlarından oluşan turnuvalardan yapılıyordu. Onları izledim. Saat altıya kadar da dolaşmaya devam ettim. Nihayet altı olduğunda, binadaki salona girdim ve bir koltuğa oturdum. Soru-cevap yarışması vardı. Tabii, benim hiç bilmediğim sorular. Sonra oyunlarla ilgili bir soru sordular, ve küçük bir çocuk, benim her zaman sahip olmak istediğim, Hermione'nin zaman kolyesini aldı. (Muhtemelen çıkışta çöpe atacaktı.) Cidden ağlayacaktım. Harry Potter ödülü için, Harry Potter sorusu sorulmalı gerizekalılar. Sinirlerim bozuldu. Neyse, soru-cevap etkinliği bittiğinde yarışmalar başladı. Bazıları hiçbir şey yapmadı. Bazıları da -joker ve maske filmindeki adam gibi- kısa süreli, ama etki bırakan gösteriler yaptı. Beni tek sıkan Lol oyunu mudur nedir, oradaki karakterlerin çok fazla olmasıydı. Sonra üç aktarma ile (Yanlış duymadınız, üç.) eve dönebildim. Ayakkabı da ayağımı vurdu. Ama güzel bir izlenim oldu benim için. En şaşırdığım şey ise erkekler dahil kostümlerin kendi yapımları olmasıydı. Her parça için uğraşmışlar. Ben olsam ya diktirir ya da internetten sipariş ederim...her...parçasını... Şimdi Leighton Meester dinlemeye gidiyorum.

Öptüm.

7 Ağustos 2015 Cuma

Mim 5


Kagatsuki beni mimlemiş. Son günlerde sadece mim yapar oldum. E tabii, vücudumun 4/3'nün su, geri kalanının da üşengeçlik olduğunu varsayarsak bu da bir başarı. Zaten 4 sorucukmuş. Gelgelelim mimimize:

1. Odanızda veya evinizde orada olduğunu unuttuğunuz bir nesne bulun. Bu nesne ile bir anınız var mı?
Yonca pastenesinin torbası var. Annem 3 saat ağladım diye bana ek almıştı. Ağlama nedenim mi? Babam bana iki saat ders çalışmamı söyledi diye. Ben de yaz tatilindeyiz diye çalışmadım ve ağladım. Tam da bu mime göre saçma bir hareket.

2. Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın. Eğer aklınıza gelmiyorsa 2-3 kelime saçmalayın. 
Çok eskiden soğuk esprilerin konu alındığı bir kitabım vardı. "Hem ekmek arası hem de zıplayan şey nedir?" sorusuna benzer de bir soru vardı. Cevap, "kurbağa burger" idi. Tamam, sustum ben. Gidiyorum.

3. Yine aklınıza gelen biri ya da nesnenin adı ile akrostiş yazın ama yazdığınız akrostiş az ya da çok o şey veya kişi ile ilgili olsun.
Aklıma gelen ilk kelime neden kalem? Hiç ilginç değilim.

Kitap, defter; kalem ile yazılır
Aşıktırlar ona, her bir duyguyla,
Leman, Penguen, her bir çizgi roman,
Eğlendirir insanı, yayınlanır her hafta
Mizah bile oluşur, tek bir çizgi ile

Lütfen takipten çıkarmayın.

4. Seni kim mimlediyse şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun. Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun. Lütfen "Ben bir kuş gördüm." ya da "Bizim evde oyuncak ayı var." gibi cümleler olmasın, olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun. Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim. :D

Filozof kelimesini o kadar garipsiyorum ki aklıma gelen ilk kelime -felsefe- kelimesini bile kuşlar öttürmekle beraber bir bülbülün şakıması ayının bal toplamasına eşdeğerdir ve Samsung'un üretim yerine gitmem gerek.

Mimlemek istediklerim, mimi yapmış zaten. En iyisi isteyen herkes yapsın.

Öptüm.

4 Ağustos 2015 Salı

Pişmanlık (No Tears for Dead / U-neun nam-ja) - Imdb: 6,7


Film özeti: "Profesyonel bir katilin küçük bir kızı yanlışlıkla öldürmesi sonucu, kızın annesini korumaya çalışmasını anlatıyor." 

O kadar güzel bir filmdi ki, "Güney Koreliler yine başarmışlar." dedim. Asla beni hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Bu filmde de, aksiyon ve dramı harmanlamışlar ve sonuç olarak da mükemmel bir şey oluşmuş. Aksiyon ile dramı bir arada, bu kadar iyi sunmakta Kore sineması çok başarılı. 

Imdb puanı beni gerçekten çok şaşırttı, en az 7,5 - 8,9 arası falan beklerdim ben. Puana takılmayın. 

Bir de, en azından filmin ilk 10 dakikasını izleyin derim. Hani bazı filmler olur, filmin ilk başları temel olduğu için sıkılırsın, sonradan da "Bu filmi neymiş öyle ya!" dersin ya? İşte bu filmin ilk başı temel değil. O yüzden ilk 10 dakikasını izlediğiniz anda filmin kalitesini anlamanız ve gerisini de izlemek istemeniz mümkün. Temel sahneler filmin ortalarına doğru başlıyor ve bir süre sonra aksiyon dolu anlar sizi bekliyor.

Kızın ölümü beni hiç şaşırtmadı. Filmi tek başıma izlemedim, şaşıran oldu, ama ben filmlerde yarım saat sonrasını falan da tahmin edebildiğim için şaşırmadım. Bu özelliğimi sevsem de bazen film izleme keyfimi yerle bir ediyor. Ama kızın ölümü, o bakışlar, o... Neyse, spoiler vermeyeyim ben. Demek istediğim mükemmel bir sahneydi.

Koreli karakterlerin yeri geldiğinde İngilizce konuşulması alışılmış bir durumdur, ama akıcı konuşan fazla oyuncu yoktur. Filmde ise gayet akıcı ve düzgün şekilde telaffuz eden oyuncular vardı. Böyle küçük detaylara o kadar çalışılmış ki, filme bir daldın mı, kendini içinde hissediyorsun.

Bir diğer en önemli konu ise, aksiyon içerikli sahneler. Ben, bu sahnelerde her zaman mantık arıyorum, çünkü en iyi yapımlarda bile saçma ve gerçekle örtüşmeyen sahneler görmek mümkün. Ama bu yapımda, hatalar olduğundan en aza indirgenmiş idi. Film, bu yüzden takdirimi bir daha kazandı. Hatta filmin sonu o kadar gerçekçiydi ki, o son 20 dakika, şu anda bile içimi sızlatıyor. 

Son olarak size şu repliği bırakayım: 
"İlk defa mı Kore'ye geliyorsun?"  (...)
"En son gittiğim yer hamamdı."  Filmi izledikçe bu repliklerin anlamı yerine oturacaktır.

İyi seyirler!

3 Temmuz 2015 Cuma

Mim 4

Kagatsuki'nin mimini yapmak istedim.

1.Takıntı haline getirdiğin bir oyun uygulaman var mı? Ya da oldu mu?
Aslında her dönem bir oyuna takıyorum ben. Mesela bir buçuk yıl önce falan, kafamı telefondan kaldırmazdım. Sırf Subway Surfs'de para biriktirmek için. Sonra Tom'a taktım. Bir de okul bitince tüm yaz Temple Run oynamıştım. Oyunu ezberlemiştim resmen.

2.Telefonunuzdaki sosyal medya uygulamalarına (blogger dahil) günde kaç kere girersin? Hangi sosyal medya uygulamalarını kullanırsın?
Blogger uygulaması yok ki? Şey, Facebook, Twitter, Ask.fm, Instagram, Whatsapp ve Snapchat kullanıyorum. Hepsine en az bir kere bakıyorum, sadece Twitter'a az giriyorum.


3. Galerinde kaç albümün var?
Bayağı vardı sanırsam. Ama sildim. Şimdi olanlar Camera, Insta Square Maker, Screen Shots, Whatsapp Images, Facebook, Wallpapers, Downloads, Whatsapp Profile Photos, Cachenet (Bu da ne?), Images, Hola Wallpapers, Snapchat, Twitter, Instagram, Whatsapp Videos, Font Studio, Pixlr, VSCO Cam, Wallpapers QHD, Videos, Bitmoji, Bluetooth, Photo Layers,Kamio, Line Camera, Tumblr, Line Deco, B612, Retrica, Messenger, Movies, ve kendi eklediğim dizi videolarının olduğu bir klasör. Vay be. Bayağı varmış. Bayağı..

4. Normal kameradan mı fotoğraf çekinirsiniz yoksa uygulamayla mı?
Normal kameradan daha havalı geliyor. Ama sınıf arkadaşlarımla hep Retrica'dan çekiliriz. Normal kamerayı sevmiyorlar.

5. Telefonunuzda kaç müzik var?
193 tane fakat geçen gün en az 40 tane müziğim silindi.

6. Ne kadar sıklıkla müzik arşivinizi yeniler ya da yeni şeyler eklersiniz?
Neredeyse hiç! Artık çok üşeniyorum böyle şeylere. Bir de kıyamıyorum müziklerime, o yüzden hiç yenilemem. Ama sevdiğim bir şarkıcı yeni bir müzik çıkarttıysa, hemen indiririm.

7. Çok fazla kılıfınız var mıdır?
2 tane var. Diğeri kibar bir tabirle, öldü. Bu da yine kibar bir tabirle, ölmek üzere.

8. Kaç yılda bir telefon değiştirirsiniz?
Şu ana kadar yalnızca iki telefonum oldu. Zaten ben de istemem (dışımdan).

9. Telefondan çıkan kulaklığı mı yoksa ekstra aldığınız kulaklığı mı kullanırsınız?
Benim için farketmiyor. Ama yıllar önce D&R'den orijinal,  büyük kulaklıklardan almıştım. Okul ortamı dışında hep onu kullanıyorum. Okul için de elime ne geçerse. Bu arada, o orijinal, güzelim kulaklığım.. Yakında cenazesini yapacağım galiba. Son 5 ayı falan kalmış gibi gözüküyor..

10. Telefonuna şifre koyar mısın? Telefonuna kimler girmesin istersin?
Şu ana kadar hiç şifresiz kullanmadım. Aslında neden koyduğumu ben de bilmiyorum.

Öptüm.

7 Haziran 2015 Pazar

Mim 3

Şuradan buradan bulduğum sorularla kendime bir mim hazırladım. İsteyen yapabilir, bana bildirirse çok güzel olur. Okumak isterim.

1. Hayatınızda mucize olarak nitelendirdiğiniz bir olay yaşadınız mı?
Dürüst olmak gerekirse ben her şeye mucize derim. Batıl inançlarım var, mesela totem yaptığımda kazanmam gibi. Ama bir tanecik vardı, onu da burada bahsetmek istemiyorum. (Şu an 5 Haziran 2016, bu yazıyı yeniden okuyorum. Bahsetmek istemediğim şey neydi...Merak ettim.)

2. Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
Takıntı derken ne kastedildiğine bağlı. Herkesin bir tarzı vardır, mesela ben o tarzın dışına çıkamıyorum.

3. Nefret ettiğiniz huylar ve ya insanlar?

Yalancılar! Çok klasik bir cevap olsa da, benim için her zaman cevap aynıdır. Yalancılardan nefret ederim.

4. Sizi en net tanımlaya kelime?

"Cesur", olabilir mi? Bunu arkadaşlarıma sormam lazım.

5. Hayata yeniden gelme şansınız olsa hangi ülkede doğardınız?

Amerika! Kore! Japonya! İtalya! Fransa! İngiltere! Eh, Avustralya da olabilir. Aslında burası dışında her yer olur. (Lafın gelişi canım.)

6. Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir?

Dizi izler. Ben öyle yapıyorum. Hatta dün sabah oturdum, akşama kadar dizi izledim. Dış dünyayla biraz kopuyorsun, ama dizilerin de verdiği zevk başka.

7. Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsaydınız ne yaparsınız?

Ben genelde "Ben evlenmeyeceğim!" tarzı insanlardanım, ama muhtemelen "O zaman boşuna düğün masraflarına girmeseydik ya?" gibi küçük düşürücü bir şeyler söylemek isterdim sanırım.

8. İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

İkisi de. Demek istediğim bence sonu bellidir, ama o sona gideceğin yolları sen seçersin.

9. Aklınıza gelen ilk ingilizce kelime?

"Mary", neden bilmiyorum. Daha dün Reign'i bitirdiğim için olabilir.

10. İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?

Hep Annabeth idi.

11. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

"Ölmeden Önce Yapılacaklar" listemden en göz korkutucu şeyleri seçip yapardım. "New York'a giderdim," dememe gerek var mı?

12. Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Fobim yok. Ama çok saçma takıntılarım var. Mesela içinde minik bir boşluk olan bir daire veya ona benzer bir şey görürsem, hemen içini doldururum. Noktalama işaretleri ve yazım yanlışlarına da takıntım var.

13. Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
İlk rüya olduğunu düşünürdüm herhalde. Sonra... Kendi kendime geçinmeye çalışırdım. Dayanamayacak hale geldiğimde ise, Allah'tan af dileyerek hapla intihar falan ederdim.

14. Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız? Neden?

Ülke değil, ama N-e-w Y-o-r-k.

15. İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Sıfır?

16. En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay?
Bir kız hakkında dedikodu yapıyorduk, sonra kız yanımızdan geçti. Tamam, bu pek olmadı ama aklıma gelmiyor. Pek küçük düştüğüm bir an yok.  

17. Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?
Telefonum, ve... Giysilerim?

18. En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?

Onu tüm gücümle ikna etmeye çalışırdım, gerisini düşünmeme gerek yok. İkna olurdu zaten.

19. İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Öncelikle ilk panzehiri var mı diye sorardım. Varsa içerdim.
Muhtemelen sevmediğim ve kavgalı olduğum insanlara bir şeyler yapardım. Daha sonra... New York bileti çalardım?
Ciddiyim. Para falan çalardım herhalde.

20. Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Şöyle güzel bir New York bileti olsaydı...

Öptüm.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Şeytan Adasının Kralı (King of Devil's Island) - Imdb: 7,5


Film özeti: "Yaşanmış bir hikayeden uyarlanan film, Norveç’in Bostoy adasındaki ıslahevinde geçiyor. Reşit olmayan, genç suçluların tutulduğu bu hapishanede müdür ve gardiyanlar sadistlik derecesinde oğlan çocuklarına işkence yapmakta, onları ucuz iş gücü niyetiyle kullanmaktadırlar. Fakat 17 yaşındaki Erling’in bu işkence dolu delikte köle olmaya hiç niyeti yoktur. Kaçmak için elinden geleni ardına koymaz ve baskılara karşı genç mahkumlar arasında isyan çıkartmayı başarır. Norveç yapımı film 2011 Amanda Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Müzik ve En İyi Yardımcı Erkek oyuncu dallarında da ödüle layık görülmüştü." Daha ayrıntılı bilgi için şurayı tıklayabilirsiniz.

Film özetinde, ıslahevinde geçiyor yazıyor. Fakat ıslahevinde geçmiyor. Suç işlemiş çocukları, bir adada topluyorlar ve onlara ağır işler yaptırıyorlar. Eğer istemezlerse ıslahevine göndermekle tehdit ediyorlar. Aslında ıslahevi daha iyidir, ama elbette çocuklara ıshalevinin korkunç bir yer olduğu aşılanıyor.

"1915'li yıllarda çocukların ne zorluklar altında yaşadığını izliyorsunuz. Sorunlu çocuklar diye tabir edilseler de onlara yapılanlar yüzünden gözümüze batmıyor. Film olarak zaten çok etkileyici bir anlatıma sahip iken yaşanılanların bir de gerçek olması daha da fazla dokunuyor. Ayrıca filmin soğuk temasını çok sevdim. Tema soğuk, filmin içeriği dondurucu ikisi çok güzel örtüşmüş. Yaşanılanlar acı olsa da film olarak son derece başarılı bir yapım ortaya konmuş. Çocuk kalplerin merhameti bir nevi merhametsiz kalplere ibret olsun. Sonlara doğru bir sahne var ki aklıma direk Titanic filminden bir sahneyi gözümde canlandırdı. İzleyenler anımsayacaktır o sahneyi. Genel baktığımda yaşanması utanç verici olaylar örgüsü etrafında yapılan, işlenişiyle yüreklere dokunan ve izlenmeyi hak eden çok beğendiğim bir film. " demiş bir yorumcu. Kesinlikle doğru demiş, bu yazıyı da buraya yapıştırmak istedim.

Film özetinde, sadistlik derecesinde işkence gördükleri yazsa da, öyle bir şey yok. Sadece çocuklara ağır işler veriliyor, yanlış bir şey yaptıklarında cezalandırılıyorlar. En ağır ceza, adadan kaçmaya çalışanlara sırta 12 kırbaç ile veriliyor. Yani işkencelere dayanamazsanız bile izleyebilirsiniz, sorun yok.

Oyuncular elbette ki mükemmel, birçok ödül de toplamış. Üstte gördüğünüz fotoğraf, çocukların/gençlerin kaçma girişimi. Daha sonra, isyan olduğunda, uzaktan silahlı askerler onları durdurmak için geliyorlar. Fakat çocuklar ölme pahasına kaçıyor, çünkü onlara ıslahevinin korkunç bir yer olduğu aşılanmış.

Sonu çok mükemmel, hatta gözlerimin dolduğunu itiraf ediyorum. Çok anlamlı ve kötü-iyi karışımı bir sondu. Ayrıca kapanışı gerçek video görüntüleriyle yapmaları çok etkileyiciydi. Çünkü hatırlatayım, bu yaşanmış bir hikayeden alınmış. Bu yüzden, aldığı tüm ödülleri hakettiğini söyleyerek bu yazıyı bitiriyorum.

Bu filme zaman ayırmanız dileğiyle!

İyi Seyirler!

7 Mart 2015 Cumartesi

Ben Kim Miyim?

Aslında direk Blair Waldorf demek isterdim. Ama Gossip Girl izlemeyenler var, o yüzden bu yazıyı yazıyorum. Belki bunu duyunca bir yakınlık hissettiniz, belki de nefret ettiniz. Bitirdiğim on dört dizi var ve nihayet karakterimi buldum. Bu yüzden Vikipedi'de yazan birkaç şeyi kopyalayacağım.

 "...Blair çok zeki ve mükemmeliyetçi biridir. Gerek ders notları, gerek kıyafetleri, gerek düzenlediği partiler, her şeyinin kusursuz olmasına özen gösterir. Örnek öğrencidir ve okulda aktif biridir. Okulda ve partilerde diğerlerinin lideri konumundadır bu yüzden lakabı Queen B'dir. Kurgusal Yale üniversitesini kazanabilmektir ancak bu hayale ulaşamamıştır. Constance Billard isimli özel okula gitmektedir..." Gerçekten de öyle. Ek olarak benim de bir hayalim var, büyük konuşmak istemiyorum ama sanırım ulaşamayacağım.

 "...Dışarıdan bakıldığında zenginliğin getirdiği kibir yüzünden orta halli insanları küçümseyen, kendini beğenmiş bir züppe gibi gözükse de aslında iyi bir insandır ve yaşadığı kötü olaylar onun insanlarla arasına böyle bir duvar örmesine sebep olmuştur..." Açıklamama gerek yok sanırım.

"...Blair gider ve 'Lütfen Tanrım, çocuğumu benden aldın ama onu da benden alma. Söz veriyorum eğer o düzelirse onunla birlikte olamayacağım.' diye dua eder. Tam o sırada Chuck uyanır ve ona 'Birlikte olamayacağımız gerçeği seni sevmediğim anlamına gelmez.' der ve Tanrı ile olan anlaşmasına sadık kalmak için Chuck'tan uzak durur..." Tabii ki de böyle bir olay yaşamadım. Sadece büyük sözler verdim mi gerçekten tutmak için çaba harcarım, bu yüzden bunu buraya koydum.

Blair dediğimizde aklımıza gelen ilk kelime "intikam" kelimesidir, değil mi? Benim adım söylendiğinde de akla genellikle bu kelime gelir. Bunu yazıyorum çünkü geçen gün bir olay yaşandı, arkadaşlarım Whatsapp'ta bu olay hakkında konuşmuşlar ve bana da gösterdiler. Konuşmalar arasında şöyle bir diyalog vardı: "Annabeth ne yapmış, ağlamış mı?", "Saçmalama, o ağlamaz ki.", "Peki kim olduğunu biliyor mu?", "Hayır.", "Bilmesin zaten, o çok kötü intikam alır." dediğim gibi...

Sanırım Blair'den tek farkım aşka inanmamam. Ha, bir de tarzımız. "Kendine Audrey Hepburn'u örnek almaktadır. Giyim tarzı klasiktir ve eski zamanları andırır. Pantolonları tercih etmez, yüksel bel eteklere, her türlü elbiseye ve saç bantlarına bayılır." Aslında tarzımız da aynı, fakat... Türkiye'de böyle giyinsem gerçekten gülerler. Ben New York'ta yaşayan elit bir ailenin kızı değilim. Ayrıca, New York'un tüm dünyada en sevdiğim şehir olduğunu söylemiş miydim?

Ve, ne farkettim biliyor musunuz? Her yazımı "Öptüm." diye bitiriyordum. Bunları yaparken Gossip Girl aklıma bile gelmemişti. Bu yazıyı farklı bitireyim.

xoxo