10 Eylül 2019 Salı

aaaA

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA

26 Haziran 2016 Pazar

72°C Hava + Game of Thrones'in Yayından Kaldırılması

Bu havalar beni öldürüyor. Bu yazıyı neden yazıyorum onu bile bilmiyorum. 25 tane yabancı dizi bitirdim ve milyonlarca film izledim ama hiçbirisinin incelemesini yapmadım. En azından ders çalışsam? Bu yaz yine bomboş geçecek. Arkadaşlarımla bile buluşamıyorum, hep bir sorun çıkıyor. Evden de çıkmadığım için maymuna benziyorum. Cidden. İnternet iki hafta önce 10 dakikada bir kesiliyordu, umarım ki artık düzelmiştir. Yoksa bu yaz günlerinde ne yaparım bilmiyorum. Muhtemelen kafayı yedim, ama Muhteşem Yüzyıl'a da başladım ben. 30. bölüme geldim. Evet? İşsizim. Şu anda moralimi düzelten tek şey yarın Game of Thrones'un 6. sezon finalinin olması! O kadar heyecanlıyım ki. Eğer yarıda bıraktıysanız izleyin çünkü: "Dünyanın en çok izlenen dizilerinden biri olan ve geçen yıl 14.4 milyon defa korsan indirilen Game Of Thrones’un tüm eski bölümlerinin internetten kaldırılması Digiturk’ün uyarıları neticesinde gerçekleşti. Digiturk, dizinin 6. sezon bölümlerini her pazartesi 23.00’da yayınlarken, kullanıcılar popüler diziyi ayrıca 'Dilediğin Zaman' ve 'Dilediğin Yerde İzle' uygulamaları aracılığıyla da izleyebiliyor." Ben bile zar zor, farklı sitelerden buldum bölümleri. Her neyse, bu saçma yazı da buraya kadardı... 

"The north remembers."
Öptüm.

16 Ağustos 2015 Pazar

Mim 6 (Neden Blog Yazmaya Başladım, Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey)

Bu mimi, yeni keşfettiğim Kahve Yanı bloğundan aldım. Yaparken çok eğleneceğim, teşekkür ederim.

Neden blog yazmaya başladım?
Yıl 2009, tam 6 yıl önce, Kagatsuki ile onun evinde blog açmaya karar vermiştik. Bloglarımız Power Puff Girls hakkındaydı, sırf onlar için açmıştık yani. Bir gün rezil olmak falan istersem size blogun linkini atarım.




Evet, gelelim eğlenceli mimize. Hakkımda bilmediğiniz 11 şey mimi.


1. Elinizde sihirli bir değnek olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
İnsanlığı değiştirmek isterdim. Hayvanlara eziyet çektirenler, açgözlüler, tecavüzcüler, beyin yıkayan şeyler... Daha sayayım mı? Gerek yok bence. 
2. Mesleğinizi değiştirmek isteseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz?
Daha tam olarak bir mesleğim yok, öğrenciyim. Kişiliğim gereği polis veya avukat olmak istiyorum. Ama sunucu veya muhabir olmayı da çok isterim.

3. Bir gün boyunca aç kaldınız (ramazanda olduğu gibi) ilk ne yemek isterdiniz?

Kıymalı...spagetti...sonra...Burger King... 

4) Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz?
Miami'ye vururdum. Sonra geri İzmir'e gelirdim. Malum, arkadaşlarım var.

5. Issız bir adada kalsanız yanınıza alacağınız 3 kişi?

Tabii ki annem, babam ve kardeşim. Ama aile sayılmıyorsa, muhtemelen iki tane yavru İran kedisi ile birlikte Ece'yi alırdım yanıma. Ya da "Issız Bir Adada Hayatta Kalma Rehberi" falan? Evet ya, bir kedi yeter.

6. En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke?
New York... Bunu bilmeyen yoktur herhalde. Şehir demişken, bir hafta sonra Orta Avrupa turuna çıkıyorum! Yani Prag, Viyana, Budapeşte, Berlin ve Bratislava'ya gideceğim. Bir New York değiller elbette, ama çok heyecanlıyım. Döndüğümde izlenimlerimi buraya da yazarım.

7. Asla giymem dediğiniz renk hangisidir? Neden?
Her rengi seviyorum, öyle takıntılarım yok.

8. Bayramda ne yapacaksınız?
Evde oturup dizi izleyeceğim, belki ziyarete de gideriz.

9. Ölmeden önce yapılacaklar listesine eklediğiniz 3 şey?
Gidip bakmaya üşendim. Ama New York'a gitmek, Bungee Jumping yapmak ve iyi bir meslek sahibi olabilmek vardı.

10. Bir uçurumun kenarındasınız, tam atlayacaksınız, o an aklınıza bir şey geldi, o gelen şey nedir?
"Niye atlıyorum ki, dünyadan bir mükemmellik eksik olur." diyip atlamazdım. Ciddiyim.

11. Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız?
Öncelikle kaybeden var mı diye bağırmazdım, çünkü yalan söyleyen biri çıkabilir. Etrafa bakardım, parasını arayan biri var mı diye. Sonra da kendime alırdım. Niye kızıyorsunuz arkadaşlar, ihtiyacım var aa!

Bu mim ile, Spotty, Liss ve Kagatsuki'yi mimliyorum.

Öptüm.

Başlık Yazmak Zorunda Mıyız?


Ne zamandır kişisel yazı yazmıyorum ben? Neyse, bugüne nasipmiş. Size dünümü anlatmak istedim. Kagatsuki ile Cosplay partisine gittik. Kostümsüzdük fakat seneye için aklımda fikirler var. Deanerys olabilir, ama platin saç üstümde nasıl durur bilemiyorum. Aklımda Slytherin forması ile gelmek, Volturi'lerden biri (Tabii ki Dokota Fanning!) gibi giyinmek, Azula veya Catwoman olmak var. Ama muhtemelen kolaya kaçacağım ve Blair Waldorf gibi giyineceğim. Zaten çok da istiyordum. Neyse, konumuza gelelim biz. Cosplay yeri o kadar uzaktaydı ki! Tabii mükemmel yol bulma yeteneğim ile -ciddiyim- otobüse bindik ve aktarma yerinde indik. İnanılmaz şansımıza bakın ki, sağanak yağmur başladı. Yarım saatten sonra bize tarif edildiği gibi Tansaş'ın olduğu durakta indik ve sora sora bulabildik. Her yerde bilmediğim -ve kesinlikle umursamadığım- anime, oyun karakterleri vardı. Elbette yabancı ülkelerdeki kadar iyi değillerdi, ama güzel bir görüntüydü. E, tabii ki 3 tane Deanerys vardı! Biri çok iyi değildi, kalp yerkenki halini yapmış. (Keşke kahverengi saçını kapatacak platin bir peruk alsaydı.) Diğeri Khal Drogo öldükten sonra çölde dolaşırkenki halini yapmıştı. Ama benim en beğendiğim üçüncüsüydü. Yapan kız da çok güzeldi, hatta suratı falan da benziyordu. Son bölümlerdeki beyaz kıyafetini giymiş. Yüzüğüne kadar yapmıştı. B-a-y-ı-l-d-ı-m. Bir saat falan ortalıkta dolaştım, kıyafetlere baktım. Sonra saat üç gibi binaya girdim, bir odada Street Fighter ve Avatar oyunlarından oluşan turnuvalardan yapılıyordu. Onları izledim. Saat altıya kadar da dolaşmaya devam ettim. Nihayet altı olduğunda, binadaki salona girdim ve bir koltuğa oturdum. Soru-cevap yarışması vardı. Tabii, benim hiç bilmediğim sorular. Sonra oyunlarla ilgili bir soru sordular, ve küçük bir çocuk, benim her zaman sahip olmak istediğim, Hermione'nin zaman kolyesini aldı. (Muhtemelen çıkışta çöpe atacaktı.) Cidden ağlayacaktım. Harry Potter ödülü için, Harry Potter sorusu sorulmalı gerizekalılar. Sinirlerim bozuldu. Neyse, soru-cevap etkinliği bittiğinde yarışmalar başladı. Bazıları hiçbir şey yapmadı. Bazıları da -joker ve maske filmindeki adam gibi- kısa süreli, ama etki bırakan gösteriler yaptı. Beni tek sıkan Lol oyunu mudur nedir, oradaki karakterlerin çok fazla olmasıydı. Sonra üç aktarma ile (Yanlış duymadınız, üç.) eve dönebildim. Ayakkabı da ayağımı vurdu. Ama güzel bir izlenim oldu benim için. En şaşırdığım şey ise erkekler dahil kostümlerin kendi yapımları olmasıydı. Her parça için uğraşmışlar. Ben olsam ya diktirir ya da internetten sipariş ederim...her...parçasını... Şimdi Leighton Meester dinlemeye gidiyorum.

Öptüm.

4 Ağustos 2015 Salı

Pişmanlık (No Tears for Dead / U-neun nam-ja) - Imdb: 6,7


Film özeti: "Profesyonel bir katilin küçük bir kızı yanlışlıkla öldürmesi sonucu, kızın annesini korumaya çalışmasını anlatıyor." 

O kadar güzel bir filmdi ki, "Güney Koreliler yine başarmışlar." dedim. Asla beni hayal kırıklığına uğratmıyorlar. Bu filmde de, aksiyon ve dramı harmanlamışlar ve sonuç olarak da mükemmel bir şey oluşmuş. Aksiyon ile dramı bir arada, bu kadar iyi sunmakta Kore sineması çok başarılı. 

Imdb puanı beni gerçekten çok şaşırttı, en az 7,5 - 8,9 arası falan beklerdim ben. Puana takılmayın. 

Bir de, en azından filmin ilk 10 dakikasını izleyin derim. Hani bazı filmler olur, filmin ilk başları temel olduğu için sıkılırsın, sonradan da "Bu filmi neymiş öyle ya!" dersin ya? İşte bu filmin ilk başı temel değil. O yüzden ilk 10 dakikasını izlediğiniz anda filmin kalitesini anlamanız ve gerisini de izlemek istemeniz mümkün. Temel sahneler filmin ortalarına doğru başlıyor ve bir süre sonra aksiyon dolu anlar sizi bekliyor.

Kızın ölümü beni hiç şaşırtmadı. Filmi tek başıma izlemedim, şaşıran oldu, ama ben filmlerde yarım saat sonrasını falan da tahmin edebildiğim için şaşırmadım. Bu özelliğimi sevsem de bazen film izleme keyfimi yerle bir ediyor. Ama kızın ölümü, o bakışlar, o... Neyse, spoiler vermeyeyim ben. Demek istediğim mükemmel bir sahneydi.

Koreli karakterlerin yeri geldiğinde İngilizce konuşulması alışılmış bir durumdur, ama akıcı konuşan fazla oyuncu yoktur. Filmde ise gayet akıcı ve düzgün şekilde telaffuz eden oyuncular vardı. Böyle küçük detaylara o kadar çalışılmış ki, filme bir daldın mı, kendini içinde hissediyorsun.

Bir diğer en önemli konu ise, aksiyon içerikli sahneler. Ben, bu sahnelerde her zaman mantık arıyorum, çünkü en iyi yapımlarda bile saçma ve gerçekle örtüşmeyen sahneler görmek mümkün. Ama bu yapımda, hatalar olduğundan en aza indirgenmiş idi. Film, bu yüzden takdirimi bir daha kazandı. Hatta filmin sonu o kadar gerçekçiydi ki, o son 20 dakika, şu anda bile içimi sızlatıyor. 

Son olarak size şu repliği bırakayım: 
"İlk defa mı Kore'ye geliyorsun?"  (...)
"En son gittiğim yer hamamdı."  Filmi izledikçe bu repliklerin anlamı yerine oturacaktır.

İyi seyirler!

3 Temmuz 2015 Cuma

Mim 4

Kagatsuki'nin mimini yapmak istedim.

1.Takıntı haline getirdiğin bir oyun uygulaman var mı? Ya da oldu mu?
Aslında her dönem bir oyuna takıyorum ben. Mesela bir buçuk yıl önce falan, kafamı telefondan kaldırmazdım. Sırf Subway Surfs'de para biriktirmek için. Sonra Tom'a taktım. Bir de okul bitince tüm yaz Temple Run oynamıştım. Oyunu ezberlemiştim resmen.

2.Telefonunuzdaki sosyal medya uygulamalarına (blogger dahil) günde kaç kere girersin? Hangi sosyal medya uygulamalarını kullanırsın?
Blogger uygulaması yok ki? Şey, Facebook, Twitter, Ask.fm, Instagram, Whatsapp ve Snapchat kullanıyorum. Hepsine en az bir kere bakıyorum, sadece Twitter'a az giriyorum.


3. Galerinde kaç albümün var?
Bayağı vardı sanırsam. Ama sildim. Şimdi olanlar Camera, Insta Square Maker, Screen Shots, Whatsapp Images, Facebook, Wallpapers, Downloads, Whatsapp Profile Photos, Cachenet (Bu da ne?), Images, Hola Wallpapers, Snapchat, Twitter, Instagram, Whatsapp Videos, Font Studio, Pixlr, VSCO Cam, Wallpapers QHD, Videos, Bitmoji, Bluetooth, Photo Layers,Kamio, Line Camera, Tumblr, Line Deco, B612, Retrica, Messenger, Movies, ve kendi eklediğim dizi videolarının olduğu bir klasör. Vay be. Bayağı varmış. Bayağı..

4. Normal kameradan mı fotoğraf çekinirsiniz yoksa uygulamayla mı?
Normal kameradan daha havalı geliyor. Ama sınıf arkadaşlarımla hep Retrica'dan çekiliriz. Normal kamerayı sevmiyorlar.

5. Telefonunuzda kaç müzik var?
193 tane fakat geçen gün en az 40 tane müziğim silindi.

6. Ne kadar sıklıkla müzik arşivinizi yeniler ya da yeni şeyler eklersiniz?
Neredeyse hiç! Artık çok üşeniyorum böyle şeylere. Bir de kıyamıyorum müziklerime, o yüzden hiç yenilemem. Ama sevdiğim bir şarkıcı yeni bir müzik çıkarttıysa, hemen indiririm.

7. Çok fazla kılıfınız var mıdır?
2 tane var. Diğeri kibar bir tabirle, öldü. Bu da yine kibar bir tabirle, ölmek üzere.

8. Kaç yılda bir telefon değiştirirsiniz?
Şu ana kadar yalnızca iki telefonum oldu. Zaten ben de istemem (dışımdan).

9. Telefondan çıkan kulaklığı mı yoksa ekstra aldığınız kulaklığı mı kullanırsınız?
Benim için farketmiyor. Ama yıllar önce D&R'den orijinal,  büyük kulaklıklardan almıştım. Okul ortamı dışında hep onu kullanıyorum. Okul için de elime ne geçerse. Bu arada, o orijinal, güzelim kulaklığım.. Yakında cenazesini yapacağım galiba. Son 5 ayı falan kalmış gibi gözüküyor..

10. Telefonuna şifre koyar mısın? Telefonuna kimler girmesin istersin?
Şu ana kadar hiç şifresiz kullanmadım. Aslında neden koyduğumu ben de bilmiyorum.

Öptüm.

7 Haziran 2015 Pazar

Mim 3

Şuradan buradan bulduğum sorularla kendime bir mim hazırladım. İsteyen yapabilir, bana bildirirse çok güzel olur. Okumak isterim.

1. Hayatınızda mucize olarak nitelendirdiğiniz bir olay yaşadınız mı?
Dürüst olmak gerekirse ben her şeye mucize derim. Batıl inançlarım var, mesela totem yaptığımda kazanmam gibi. Ama bir tanecik vardı, onu da burada bahsetmek istemiyorum. (Şu an 5 Haziran 2016, bu yazıyı yeniden okuyorum. Bahsetmek istemediğim şey neydi...Merak ettim.)

2. Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
Takıntı derken ne kastedildiğine bağlı. Herkesin bir tarzı vardır, mesela ben o tarzın dışına çıkamıyorum.

3. Nefret ettiğiniz huylar ve ya insanlar?

Yalancılar! Çok klasik bir cevap olsa da, benim için her zaman cevap aynıdır. Yalancılardan nefret ederim.

4. Sizi en net tanımlaya kelime?

"Cesur", olabilir mi? Bunu arkadaşlarıma sormam lazım.

5. Hayata yeniden gelme şansınız olsa hangi ülkede doğardınız?

Amerika! Kore! Japonya! İtalya! Fransa! İngiltere! Eh, Avustralya da olabilir. Aslında burası dışında her yer olur. (Lafın gelişi canım.)

6. Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir?

Dizi izler. Ben öyle yapıyorum. Hatta dün sabah oturdum, akşama kadar dizi izledim. Dış dünyayla biraz kopuyorsun, ama dizilerin de verdiği zevk başka.

7. Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "Hayır!" cevabı alsaydınız ne yaparsınız?

Ben genelde "Ben evlenmeyeceğim!" tarzı insanlardanım, ama muhtemelen "O zaman boşuna düğün masraflarına girmeseydik ya?" gibi küçük düşürücü bir şeyler söylemek isterdim sanırım.

8. İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

İkisi de. Demek istediğim bence sonu bellidir, ama o sona gideceğin yolları sen seçersin.

9. Aklınıza gelen ilk ingilizce kelime?

"Mary", neden bilmiyorum. Daha dün Reign'i bitirdiğim için olabilir.

10. İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?

Hep Annabeth idi.

11. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

"Ölmeden Önce Yapılacaklar" listemden en göz korkutucu şeyleri seçip yapardım. "New York'a giderdim," dememe gerek var mı?

12. Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Fobim yok. Ama çok saçma takıntılarım var. Mesela içinde minik bir boşluk olan bir daire veya ona benzer bir şey görürsem, hemen içini doldururum. Noktalama işaretleri ve yazım yanlışlarına da takıntım var.

13. Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
İlk rüya olduğunu düşünürdüm herhalde. Sonra... Kendi kendime geçinmeye çalışırdım. Dayanamayacak hale geldiğimde ise, Allah'tan af dileyerek hapla intihar falan ederdim.

14. Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız? Neden?

Ülke değil, ama N-e-w Y-o-r-k.

15. İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Sıfır?

16. En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay?
Bir kız hakkında dedikodu yapıyorduk, sonra kız yanımızdan geçti. Tamam, bu pek olmadı ama aklıma gelmiyor. Pek küçük düştüğüm bir an yok.  

17. Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?
Telefonum, ve... Giysilerim?

18. En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?

Onu tüm gücümle ikna etmeye çalışırdım, gerisini düşünmeme gerek yok. İkna olurdu zaten.

19. İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Öncelikle ilk panzehiri var mı diye sorardım. Varsa içerdim.
Muhtemelen sevmediğim ve kavgalı olduğum insanlara bir şeyler yapardım. Daha sonra... New York bileti çalardım?
Ciddiyim. Para falan çalardım herhalde.

20. Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Şöyle güzel bir New York bileti olsaydı...

Öptüm.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Şeytan Adasının Kralı (King of Devil's Island) - Imdb: 7,5


Film özeti: "Yaşanmış bir hikayeden uyarlanan film, Norveç’in Bostoy adasındaki ıslahevinde geçiyor. Reşit olmayan, genç suçluların tutulduğu bu hapishanede müdür ve gardiyanlar sadistlik derecesinde oğlan çocuklarına işkence yapmakta, onları ucuz iş gücü niyetiyle kullanmaktadırlar. Fakat 17 yaşındaki Erling’in bu işkence dolu delikte köle olmaya hiç niyeti yoktur. Kaçmak için elinden geleni ardına koymaz ve baskılara karşı genç mahkumlar arasında isyan çıkartmayı başarır. Norveç yapımı film 2011 Amanda Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Müzik ve En İyi Yardımcı Erkek oyuncu dallarında da ödüle layık görülmüştü." Daha ayrıntılı bilgi için şurayı tıklayabilirsiniz.

Film özetinde, ıslahevinde geçiyor yazıyor. Fakat ıslahevinde geçmiyor. Suç işlemiş çocukları, bir adada topluyorlar ve onlara ağır işler yaptırıyorlar. Eğer istemezlerse ıslahevine göndermekle tehdit ediyorlar. Aslında ıslahevi daha iyidir, ama elbette çocuklara ıshalevinin korkunç bir yer olduğu aşılanıyor.

"1915'li yıllarda çocukların ne zorluklar altında yaşadığını izliyorsunuz. Sorunlu çocuklar diye tabir edilseler de onlara yapılanlar yüzünden gözümüze batmıyor. Film olarak zaten çok etkileyici bir anlatıma sahip iken yaşanılanların bir de gerçek olması daha da fazla dokunuyor. Ayrıca filmin soğuk temasını çok sevdim. Tema soğuk, filmin içeriği dondurucu ikisi çok güzel örtüşmüş. Yaşanılanlar acı olsa da film olarak son derece başarılı bir yapım ortaya konmuş. Çocuk kalplerin merhameti bir nevi merhametsiz kalplere ibret olsun. Sonlara doğru bir sahne var ki aklıma direk Titanic filminden bir sahneyi gözümde canlandırdı. İzleyenler anımsayacaktır o sahneyi. Genel baktığımda yaşanması utanç verici olaylar örgüsü etrafında yapılan, işlenişiyle yüreklere dokunan ve izlenmeyi hak eden çok beğendiğim bir film. " demiş bir yorumcu. Kesinlikle doğru demiş, bu yazıyı da buraya yapıştırmak istedim.

Film özetinde, sadistlik derecesinde işkence gördükleri yazsa da, öyle bir şey yok. Sadece çocuklara ağır işler veriliyor, yanlış bir şey yaptıklarında cezalandırılıyorlar. En ağır ceza, adadan kaçmaya çalışanlara sırta 12 kırbaç ile veriliyor. Yani işkencelere dayanamazsanız bile izleyebilirsiniz, sorun yok.

Oyuncular elbette ki mükemmel, birçok ödül de toplamış. Üstte gördüğünüz fotoğraf, çocukların/gençlerin kaçma girişimi. Daha sonra, isyan olduğunda, uzaktan silahlı askerler onları durdurmak için geliyorlar. Fakat çocuklar ölme pahasına kaçıyor, çünkü onlara ıslahevinin korkunç bir yer olduğu aşılanmış.

Sonu çok mükemmel, hatta gözlerimin dolduğunu itiraf ediyorum. Çok anlamlı ve kötü-iyi karışımı bir sondu. Ayrıca kapanışı gerçek video görüntüleriyle yapmaları çok etkileyiciydi. Çünkü hatırlatayım, bu yaşanmış bir hikayeden alınmış. Bu yüzden, aldığı tüm ödülleri hakettiğini söyleyerek bu yazıyı bitiriyorum.

Bu filme zaman ayırmanız dileğiyle!

İyi Seyirler!

21 Mayıs 2014 Çarşamba

The Walking Dead: Artık Yaşamak Zorunda Kaldığınız Dünya, Ölülerin Dünyası.



Yaklaşık on dizi izliyorum. Böylesi görülmedi! Bir arkadaşımın tavsiyesiyle başladığım bir çizgi romandan uyarlanan bu diziyi, en ince ayrıntısına kadar sizinle paylaşmasam ölürdüm. The Walking Dead, dünyadaki en iyi on ikinci dizi. The Walking Dead, baş karakter Rick'in üzerine kurulu olmasına rağmen size "Bu bölüm acaba kim ölecek, umarım Rick olmaz." dedirtebilecek bir dizi. Ne kadar deli görünümlü, psikopat, tipinde bile hayır yok dediğiniz karakter varsa sonradan sevmeye başlıyorsunuz. Olamaz, geçmişte bunları mı yaşamış? Adam gibi adam! Fakat, siz sevene kadar iş işten geçiyor ve o karakter maalesef son nefesini veriyor. Yani, bir karakteri sevecekseniz baştan sevin. Eğer dizi zevkinize güveniyorsanız, bu dizinin hiçbir bölümünden sıkılmayacağınıza yemin edebilirim. Fakat, kendinizi alıştırın. İki bölümde bir "Aha, bu baş karakterlerden sayılır. Bu ölmez." dediğiniz karakterler ölüyor. Pardon, ölüyor mu demiştim? Sayılır. "Bu zombi filmi! Çocuklar için. Ne kadar iyi olabilir ki?" derseniz, şuracıkta keserim sizi vallahi. Bu arada, zaten dizide bir kere bile "zombi" kelimesi geçmiyor. Onun yerine "aylak" diyorlar. Hatta "ısırganlar", "deri-yiyiciler", "beyinsizler" gibi isimler kullanılsa da baş karakterlerimiz "aylak"ı kullanıyor. Neyse, ben diziyi övmeyi bırakıp karakterleri tanıtıma geçeyim. Yoksa öv öv bitmez. Ayrıca tüm karakterleri buraya yazarsam, bilin ki bir ayımı falan alır. Bu yüzden kendim seçmeye çalışacağım. Size not: "Bu karakterlerin yarısı ölü."



Rick Grimes, ilk başlarda "Bu adamdan bir şey çıkmaz." diye düşüneceğiniz bir polis şefi baş karakterimiz. Konu ailesi olunca her şeyi yapabilecek bir kapasitede. Bazen iyi kalbi konusunda kaybettiği olsa da, bu adamdan başka lider olamaz diye düşünüyorum. 









Lori Grimes, soyadından da anladığınız üzere Rick'in karısı. Rick öldü sanıp en iyi arkadaşıyla ilişkiye girmesini saymazsak, iyi kadın aslında. Dalga geçiyorum! İyi kadın mı? Lori var ya Lori, Rick'i kaç kere öldürtüyordu o kadın be. Kendini koruyamıyor ki. Bir de "Ölülerin Dünyası"nda hamile kalıyor, gerisini siz düşünün.



Shane, Rick'in en iyi arkadaşı. Lori ile ilişkiye girdi. Çok karışık, izleyince hemen anlarsınız zaten. Arkadaşı için her şeyi yapmaya hazır. Fakat konu Lori olunca... (Yazar burada spoiler vermemek için eline vuruyor.)


Gleen, bir Kore'li. Tüm karakterler arasında ölürse en çok üzüleceğim tek kişi. Böyle göründüğüne bakmayın. Abi, ben böyle cesur çocuk görmedim. Zaten ilk bölümde Rick onun sayesinde kurtulmuştu. Gleen, tüm karakterleri en az bir kez kurtaran ve sevdiği kişi için canını feda edebilecek karakterimiz. Sevdiği kişi? Maggie!





Maggie, Gleen'i ölesiye seviyor. Aşkları Maggie'nin "Sevişelim mi?" demesiyle başlasa da, örnek alınacak bir çift. O da Gleen için her şeyi yapmaya hazır. Açıkçası Maggie ölse, Gleen için çok üzülürüm.










Daryl ve Merle, ilk bölümden "İşte, adamım!" diyebileceğiniz iki karakter. Tanrım, Daryl'i ve Merle'i neden sonlara bıraktım? Kardeş bağları çok güçlü, abisi Merle dıştan psikopat ve acımasız görünse de -ki öyle- Daryl için her şeyi yapmaya hazır. Bu söylediklerim Daryl için de geçerli. (Soldaki Daryl, sağdaki Merle)










Andrea, ah Andrea ah. Anladık, kimse ölsün istemiyorsun ama yaptıkların yüzünden herkes canından oldu. Bence mantıklı düşünmeye başlamalısın.




Carol, birazcık psikopat olsa da grubu için her şeyi feda etmeye hazır. Hiçbir erkeğin cesaret edemediği şeyleri yaparak, ikinci sezonda seyircinin beğenisini kazanıyor. Fakat bu cesaretini iki şey tetikliyor. Yaşadığı iki acı. (Artık izleyin ve görün.)

Bu yazım kısa oldu, çünkü The Walking Dead'de spoiler vermemek gerçekten çok zor. Özellikle de "sadece" buradaki karakterlerin bile yarısından fazlasının öldüğünü hesaba katarsak. Bu arada, izleyip hemen bitirirsiniz. Fakat yeni sezon Ekim'de olduğundan, içinizde bir boşluk hissedeceğinizi biliyorum. Bu yüzden benim gibi yapın, o boşluğu çizgi romanları ve kitabıyla doldurun. D&R'den temin edebilirsiniz.

Not: Kitapta sonradan "Vali" adıyla tanıyacağınız Philip/Brian anlatılıyor, yani onun The Walking Dead'da görmediğimiz hayatını. Bu yüzden ilk diziyi izleyin derim.

Öptüm.




22 Aralık 2013 Pazar

İnanılmaz Uzun Bir Aradan Sonra İnanılmaz Olaylar

Evet, başlık gerçekten çok güzel oldu. Nereden başlasam bilemiyorum. En son okul açıldığında yazmışım. O kadar çok olay gelişti ki. İlk arkadaşlık ilişkilerimi anlatayım. Kıvırcık gerçekten çok atarlı bir kız. "Atar" sözcüğünü sanki o yaratmış gibi. İşi gücü erkeklere aşık olmak, kendini yükseklerde sanarmışcasına konuşmak. Kesin şimdi bana "Bu kızın en iyi arkadaşı Kıvırcık'dı, şu anda onun arkasından konuşuyor." falan diyeceksiniz. Sanırım artık en iyi arkadaşım değil. Olayları anlatacağım. Hani SB vardı ya? D, SB ve ben üçümüz takılıyorduk. D ile küsmüştük falan. Ben D'ye Demi Lovato posteri falan verdim. Bu dayanamadı barıştı benimle. Biz yine üçümüz takılmaya başladık. Sonra aramıza Kıvırcık da katıldı. Bir ara ne oldu bilmem, SB bana D'nin çok yalan söylediğini söyledi. Tam olarak yalan değil, yalanla karışık gerçeklik. Böyle abartı falan. Babasının her sabah iki buçuk litre kola bitirdiğini söylüyor. Sanırım bu gerçek bir insan olsaydı midesi delinmişti. Annesinin altıncı hissinin çok kuvvetli olduğunu her gün en az iki kere söylüyor. Sanırım biraz da kıskanç. SB ve ben güzel resim yapıyoruz. Sanırım yetenekliyim, bilmiyorum. Ama asla bununla övünmedim. Zaten ayda bir kere bile yapmıyorum bazen. Benim için bir tutku değil. Ama D inanılmaz resim çizdiğini sanıyor. Cartoon Network'de Adventure Time çizgi filminden Jack'i falan çizmiş, bir kaç da küçük hayalet. Bir de altına imza atıyor. Sanki çalacağız. Bunun gibi bir sürü şey. Ben hep alttan alıyordum övünmesini falan, SB dayanamamış olacak ki geldi bana patladı. Bizim küçük sırrımız oldu. Alison'ın dediği gibi "Sırlar arkadaşları birlikte tutar." Allah'ım neler diyorum ben? PLL'yi özledim sanırım. Her neyse, aynen Alison'ın dediği gibi oldu. Durmadan dışlanırken bir anda D'yi dışladık sanırım. Bunu sonradan farkettim. Bir gün D geldi ve onu neden dışladığımızı sordu. SB "Yalanlarından bıktık!" diye bağırdı. Bazen ne dediğini kendi kulağı duymuyor. En sonunda D ağlamaya başladı. Ne oldu anlamadım. Kendini acındırmak için sanırım, sinirden de olabilir. Bunu görünce SB kendisi yalan uydurdu. Yok biz paintballa gidecektik, senin annen izin vermez diye çağırmadık, sana söyleyemedik falan. Haa, size söylememiştim. D'nin annesi ve babası benimle görüşmesini yasaklamış. Hatırladıkça sinirim bozuluyor. Kaç kere D bize aynı soruyu sordu, SB de yine aynı şeyi söyledi, sonra yalan uyduruverdi. Dejavu üstüne dejavu yaşadım. Şimdi asıl olaylara geliyorum. Yalnızdık, sadece ben SB ve D vardı. Ben S'nin çantasını görünce içine bakmadan duramadım tabii. Telefonunu çıkardık falan. Zaten eski bir şey böyle. Ben su şişemi çıkardım "Dökeceğim valla." dedim. SB ve D nasıl korktular görmeliydiniz. "Eski telefondur, bir şey olmaz. Olursa da haketti." diyip suyu telefona boşalttım. Tahmin ettiğim gibi bir şey olmadı. Aradan bir kaç hafta geçti. Yine yalnızdık. Onlar "Hadi çantasına bak." falan dediler. Tabii cesaretleri yok, bana söylesinler anca. İlk gözü açtım, içinden defter çıktı. Ne sizce? Günlüğü! Ben bunu aldım, zaten az yazmıştı. Fotoğraflarını çekip geri koydum. Sonra telefonumdan okumaya başladım. Nasıl desem, tipik Tumblr kızı gibi yazmış. Hala telefonumdalar. Ama Popi'yi hatırlar mısınız bilmem ona ağır bir küfür etmiş. Sonra ne oldu hatırlamıyorum, S bana çok ters davrandı sanırım. Ben de o sinirle gittim günlüğü Popi'ye gösterdim. Yaptığım feci yanlıştı biliyorum. Ama o anda aklım "Başka seçeneğin yok, hem bu sefer kazanan sen olacaksın." diyordu resmen. Popi anında okulu yaygaraya çevirdi, herkes şu ana kadarki en büyük kavga falan diyordu. Popi, okulun tüm popüler arkadaşlarına aldı gösterdi günlüğü. Ben o sırada çok mutluyum tabii. S, haketti diyorum, oh bir güzel dövecekler. Tam iki dakika sonra S'nin şu hayattaki en şanslı kız olduğunu anladım. Tam kavga çıkacağı sırada annesi geldi. Normal bir anne ne yapar? Günlüğü alıp, kızının kolundan tutup evine götürmez mi? Ne yapar siz düşünün. Ama bu öyle yapmadı, önce günlüğü aldı. Sonra da tüm okulun önünde Popi ile kavga etti. Ardından gitti öğretmene şikayet etti. Tabii Popi'yi çağırdılar hemen. O sırada okulun bir diğer popüler kızı, ona Cırtlak diyeyim, bizim yanımıza geldi. O sırada SB gülüyordu, D de sanki bir şey yapmış gibi "Başardık, başardık." diye bağırıyordu. Bu kız gerizekalı mı? Ağzımı bozacağım, sanki bir bok yaptı. Her şeyi ben yaptım zaten. Ben günlüğün fotoğraflarını çekerken bile yanımdan kaçtı. Sonra bir kız dersi bölüp üçümüzü çağırdı. Rehberliğe gittik. Yalan üstüne yalan söylendi. Popi bize çok kızdı. Şimdi daha da ayrıntıya girmeyeyim, ama sonraki gün resmen hayatımın en güzel gününden en kötüsüne geçiş yaptım. Ne olduğunu bile anlamadım. S ile Popi barışmışlar. Ayrıca Kıvırcık da yine bana durduk yere atarlanıp gitti S'nin yanına oturdu. Şeytan diyor suratına bir tane geçir. Şu ana kadar iki erkeğe aşık oldu. İkisi de popüler. Bilerek seçiyor böylelerini herhalde. Şimdi üçüncüye geçiş yaptı sanırım. Amaan, banane. Zaten bütün yaz onun aşık olmasını dinledim. Neyse lafı çok uzattım. Asıl konuya geleyim. Biz SB ile takılırken D bize salak salak bakmaya başladı. Derste sıkılıyor diye onunla mesajlaşıyorum, sanki ilkokuldayız. Ayrıca D de gitmiş bir yerden resim öğretmeni bulmuş çizdiği Jack resimlerini falan gösteriyor. Şaka mı bu? Şansına öğretmen nazik biri çıkmış, hepsine "Senin yeteneğin var. Grafik tasarlasana sen. Süper çiziyorsun." falan demiş. Bize söylediğinde çok güldük. Ayrıca biz mesajlaşırken SB gitmiş D'nin Jack'ini taklit ederek kağıda yazmış bana verdi. Herhalde ben cevap yazarken D bunu gördü. Sonra da "Benim çizimlerimle dalga geçtiğinizi biliyorum, saklamanıza gerek yok." dedi. Ben de hemen kıvırmaya çalıştım tabii. Yuttu galiba. Ama hala şüpheliyim. Şimdi size gerçekten anlatmak istediğim olaya geliyorum. Tavsiyelerinize çok ihtiyacım var ve ne diyeceğinizi gerçekten merak ediyorum. Durun bir nefes alayım, heyecanlandım galiba. Bir gün bilgisayarda takılırken Delena fotoğrafı gördüm. Çok sevindim falan. Hemen biriyle paylaşmak istedim. Lovatic olduğu için D'yi aradım "Şu anda işim var." dedi. Sesi çok garipti. "Whatsapp'tan atayım mı?" dedim. "Hayır bay." dedi. Ne olduğunu anlamadım. Aradan çok az bir zaman geçti telefon çaldı. Kim tahmin edersiniz? D'nin annesi! "Neden kızımı dışlıyorsunuz?!" diye bana afra tafra yaptı. SB'nin telefonunu istedi. Ne yapacağımı bilemedim. "Nereye yazdım hatırlamıyorum." dedim. "Sen arkadaşı değil misin?!" diye kızdı bana. Sen kim oluyorsun da bana kızıyorsun?! Hani vermeseydim telefonu. Neyse, sonra SB beni aradı. Gitmiş, "Kızınızın yalanlarından bıktım." demiş annesine. Annesi de hemen kızını savunmuş tabii başka ne yapsın? SB'ye "Annabeth'le arkadaşlık kurma. O sizin aranızı bozdu, ona kanma. S ile kızım arkadaşken de onların arasına girmişti." gibi şeyler demiş. SB ile çok sinirlendik. "D ile konuşan ölsün. Çok büyük konuştum ama..." dedi SB bana. Ama iki gün sonra D ile konuştu. SB'nin bu huyundan NEFRET EDİYORUM. Yemin ediyor, söz veriyor ama hiçbirinde durmuyor. Ayrıca yalanlardan da nefret ettiğini anladım. Bir ara beyaz bir yalan söyledim, anladı sanırım. Sınıftan çıktım, geri geldiğimde D ile konuşuyorlardı. Ruh halimi tahmin edersiniz artık. Sonra yalanımı itiraf etmedim ama düzelttim. Bu sefer bana daha sıcak davranmaya başladı. D ile daha az konuştu. Her neyse, böyle işte. Ayrıca blogumun temasını da hiç beğenmedim. Kışa girdik diye mavi olsun dedim ama çok aceleye geldi. Bir ara değiştireyim. Bu konuda pek başarılı değilim. 

Öptüm.

16 Ağustos 2013 Cuma

Şeytan Diyor Ki


Nihayet, nihayet eve varabildim. Yazlıkta olduğumuz için size uzun süre yazamadım ve bir sürü olay geçti. Hemen konuya dalış yapmak istiyorum. Geçen gün R bana mesaj attı. Anında moralim bozuldu tabii. Özetleyemeyeceğim için mesajları olduğu gibi yazacağım. Smileyleri koymayacağım; çünkü çok smiley kullanırım ve aptalca görünüyor. R de çok küfür ettiği için küfürleri sansürledim. 

R: Selam.
A: Selam.
R: Ne yapıyorsun?
A: Önemli bir şey söyleyeceksen söyle, yoksa benim işim var.
R: Önemli bir şey yok. Bay bay.
A: Bay bay.

Sonra bir daha attı:


R: Selam.
A: Selam da ben hala dizi izliyorum.
R: Lan konuşalım.
A: Olmaz, dizi çok heyecanlı.
R: Ne izliyorsun?
A: TVD. Neyse bay bay.

İşte şimdi başlıyor:

R: Bitti mi?
A: Bitti de çok işim var. Onları falan yapacağım, sonra maç var. Onu izleyeceğim. Gezmeye çıkacağız falan. Ama bir şey sormak veya öğrenmek istiyorsan hemen söyle.
R: Hacker yanımda.
A: Ee?
R: Selam söylüyormuş ve hala seni seviyormuş. Çıkma teklif ediyor.
A: Ben ona "hayır" demiştim zaten.
R: Malsın, zaten şakaydı.
A: Tamam (Burada "sdsfdfgsdfg" gülüşü yapıyorum).
R: Ergen misin?
A: Bunun ergenlikle ilgisi yok, o gülüşü samimi buluyorum.
R: Bunu sadece sen öyle düşünüyorsun. Düşmanımsın!
A: Niye?
R: S'ye yaptıkların yüzünden.
A: Önce sohbet ediyorsun, sonra düşmanım olduğunu söylüyorsun. Karar ver.
R: Ben sadece seni oynatıyorum. Hepsi bu.
A: Oynattığını mı sanıyorsun, tamam o zaman. Şunu söyleyeyim ki: Bir iyi, bir kötü olmak birini oynatmak değil; hangi yüzünü kullanacağını bilememektir.
R: Allah beyin dağıtırken sen neredeydin?
A: Valla ben oradaydım da seni göremedim.
R: Yine beynini kaybetti, yazık.
A: Şu anda laflarınla uğraşamayacağım. İstersen yarın konuşuruz. Bay bay.
R: Tamam.

Bir daha mesaj atmaz sanmıştım; ama attı:

R: Selam.
A: R, o kadar kavga ettik. Sonraki gün nasıl hemencecik "selam" yazabiliyorsun? Ben "İstersen yarın konuşuruz" cümlesini kibarlık olsun diye söylemiştim. Amacım kavga değil. Ayrıca S benimle konuşmak istiyorsa, gelip konuşsun. Okulda sesi çıkmıyor çünkü.
R: S seninle asla konuşmayacak. Ben seninle hacker hakkında konuşacaktım. Kimseyi bir daha parmağında oynatma. İyiki burada değilsin.
A: Aman konuşmasın? Ben kimseyi parmağımda oynatmadım, sen de iyi ki burada değilsin.
R: Dua et bu konuda ***.
A: Küfürlerinin arkasına sığın sen.
R: Seni anlıyorum. Laf bulamadın. Ezik.
A: Küfürlerinle sana başarılar.
R: Laf bulamadın benden aldın *** ***.
A: Son iki kelimenin senin adın olduğunun farkındasındır umarım?
R: Annen ve sana başarılar tatlım.
A: Sağol, hani senin annen de seni iyi yetiştirebilseydi. Bana değil anneme laf atıyorsun. Annen seni ne güzel yetiştirmiş.
R: Senin laflarını unutmadım. Ayrıca *** olduğun gayet ortada. Annen sana da öğretmiş, kaç senedir yapıyorsunuz?
A: Beni tanımadan konuşma lütfen. Sen benim numaramı sil, bu da son mesajımız olsun.
R: Silmem, bu burada bitmez. Telefon numaran bitti öyle düşün. Hacker ve çetesi PC'ni çökertecek. S yapmadı, ben yapacağım.
A: Bay bay. İşin gücün yok benimle uğraşmaya çalışıyorsun.
R: Göreceksin. Bay.


Sizden bu saçma ve berbat kavgayı okuduğunuz için çok çok özür dilerim. Artık Face'm de önemli değil. Telefon numaram da, PC'ye bir şey olmasın da... İçinde bir sürü fotoğraf ve video var. Yayınlarlar diye korkuyorum. Bir arkadaşım "Onlar sadece sana link gönderebilir." dedi. Sohbeti kapattım. Kimsenin gönderdiği şeylere bakmayacağım artık. Böyle çok daha iyi. Ayrıca önceki yazılarımda verdiğiniz tavsiyeler için çok teşekkür ederim. İyiki varsınız.

Not: TVD'yi nihayet bitirebildim. Sonu harikaydı. Ve Katherine'ye bayılan biri olarak, Elena'dan daha çok nefret ettim.
NotNot: Suparnatural'a başladım. Birinci sezon bitmek üzere. İlk defa o zaman güldüm.
NotNotNot:
Şu "NotNot" işini çok tuttum ben, komik ve farklı duruyor.


Öptüm.









4 Ağustos 2013 Pazar

Sınıfımız Psikopatlar Ordusu Gibi


Aklıma geldi de, ben size hiç sınıfımdan bahsetmemiştim. Bakalım neler olacak. Çünkü ilk defa başlık yazıyla çok uyumlu oldu. Sınıfımızdaki beş veya altı kişi dışında, hepsi bildiğin manyak. Önce Popi'den başlayalım. Lakap da çok güzel oldu. Popi, sınıftaki herkesle iyi geçinmeye çalışıyor; ama gizliden gizliye bazılarından nefret ediyor. Okula bu sene geldi; ama tanıdıkları da çok çıkınca birden popüler oldu. Beni sevmediğini biliyorum. Çünkü sınıfta onu takmayan kişiler arasındayım. S ile ben arkadaşken Popi S'ye bağırmıştı. Bu gerizekalı da "Bana bağırdı yaa." diye şakacıktan ağlar gibi yapmış, özür dilemişti. O bunları yaparken ben de: "Bağırdıysa bağırdı lan sanane." demiştim. Büyük ihtimalle duymuştu. Bir ara da Popi, D'ye beni göstererek: "Ben Annabeth'ten nefret ediyorum. Bak şimdi ne yapacağım!" dedi. Sonra ben arkadaşlarla konuşmaya dalmışken kolum tutup beni yere devirdi. Ben başladım gülmeye. "Hay Allah'ım manyak mısın ya?" diyerek kahkahalar attım. Sonra arkadaşlarla konuşmaya devam ettim. D bana "Sen güldükten sonra baya bir sinirlendi. Ağlamanı bekliyordu sanki." demişti. Amaan, umrumda değil. Sırf popi olmak için gizliden gizliye nefret ediyor. Direk dışa vursa ya! En sevmediğim insan tiplerinden... Popi ile ilgili bir sürü olay oldu da girmeyelim şimdi onlara, belki başka yazıda anlatırım. Bir de Rock var tabii. Çocuğun sadece iki işi var: Rock dinlemek ve benimle uğraşmak. Beni gıcık etmek için bana mal mal bakıyor. Çocukta tip de yok. Ben de başlıyorum gülmeye. Dersteyken bile beni gıcık ediyor. Of Allah'ım. D ve S'den hiç bahsetmeyeceğim zaten. A'dan da... O konuları biliyorsunuz. SB var bir de. O da Rock'la takılıyor. Tam ergen tanımlamasına uyacak bir kız. Durmadan rock dinliyor ve erkekfatmalık oynuyor diyebiliriz. Benim sevdiğim ünlülerden de nefret ediyor, o ayrı mesele tabii. Şimdi çıkmam gerek. Ayrıca hacker bana mesaj attı. Bir link attı ve beğenmemi istedi. Facebook sayfası gibi görünüyor; ama bir hacker oyunu olabilir. Bakmayacağım.

Öptüm.


26 Temmuz 2013 Cuma

Tam Bitti Derken Neden Baştan Başlamış Gibi Oluyor?

Eveet. Şu hacker olayı tam bitmiş derken dün yine karşıma çıktı. Hep benim unuttuğum zamanı bekliyorlar sanki. Size hacker olayını anlattıktan sonra hacker bana mesaj atmaya devam ediyordu. Ben bu hackerin Facebook profiline baktım. Hani açık olmayan kişiler de bazen sohbet kısmında gözükür ya? Hackerde ben gözükmüşüm. Fotoğrafını çekip "Açık olmadığı halde bile gözüküyor. Onu sevdiğimi bilgisayar bile biliyor." gibi bir şey yazmış. Ben bunu gördüm, hackere kaldırmasını söyledim. Yok abi. Soru sorup duruyor. Nihayet rahatsız olduğumu anlatınca kaldırdı. Neyse, biz S hakkında konuşmaya başladık. Bu hacker S'nin hesabını hackleyecekmiş. "Neden?" diye sorduğumda "Çok gıcık bir kız." dedi. Ben tabii biraz mutlu oldum. Sonuçta S cezasını çekecek. "R'ninkini de hackleyeceğim." dedi. Allah Allah? Neymiş, R onu arkadaşlıktan çıkarmış. "İyi." dedim. Hacklediği zaman bana vermesini teklif ettim. Kabul etti. "Bir hackleyeyim şifresini ilk sana vereceğim. Bir haftada hazır." dedi. Bundan bir hafta sonra "İki hafta sonra!" dedi. Neyse, ben bu olayları unuttum.

Dün oturmuş, tabletten TVD izliyorum. Bir baktım telefona mesaj geldi. R "Beni ara!" yazmış. Ben bunu hemen aradım.


R: Annabeth, siz hackerle sevgili misiniz?
A: Hayır, nereden çıkardın?
R: Hiiç. Sen hackere bizim hesaplarımızı hacklemesini mi söyledin?
A: Hayır tabii ki. Niye ki?
R: Hacker öyle dedi. Sen ona bizim hesaplarımızı hacklemesini söylemişsin.
A: Öyle demedim! O hesaplarınızı hackleyecekmiş. Ben de şifrenizi bana vermesini söyledim. Size kızgınmış. Sen onu arkadaşlıktan çıkartmışsın.        

R: O bizim hesabımızı hackleyemez.
A: İstese hackler.
R: Hayır, cesaret edemez. Kankayız biz onunla ayrıca. Ama örneğin, istesem ben senin hesabını hackleyebilirim.
A: Olabilir.
R: Hani hacker sohbetle ilgili bir paylaşım yapmıştı ya.
A: Evet, hatta silmesini söyledim.
R: Bana öyle anlatmadı. Onu paylaşmasını sen istemişsin.
A: Hayır, istersen konuşmamızı atayım.
R: Neyse gerek yok. Ben sadece şu hesap hackleme olayı için aramanı söylemiştim. Bay bay.


Korksam mı, bir şey mi yapsam bilemedim. Bu yazıyı yazarken hacker mesaj attı. Havadan sudan konuştuk. Konuşsam bir yana, konuşmasam bir yana. Şimdi siz "Hesabını çalsın, bir şeycik olmaz." gibi şeyler düşünüyorsunuzdur. Sonuçta Facebook'ta çok emeğim var. Sayfalar ve oyunlar bir yana, 2010'dan beri açık. O arkadaşları bir daha ekleyebileceğimi sanmıyorum. Yedek hesabım var; ama o başka tabii. Kısacası tüm olaylar üst üste geldi. Sanki R ve S bütün olayları bana hatırlatmaya çalışıyorlar. Bu ne şimdi? İntikam falan mı? Ayrıca iki gün önce D&R'dan Pretty Dirty Secret'ın orijinal kitabını aldım. Dün akşam bitti. Çok hoştu. Neyse, böyle böyle kafa dağıtmaya çalışacağım aslında. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin. Tavsiyelerinize ihtiyacım var.

Öptüm.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Pretty Little Liars: Kitapta Olan Olaylar


Bu etkinliği yapmadan önce Sasha Pieterse'nin yeni şarkısını dinlemenizi tavsiye ederim. Çok tatlı.


#KitaptaOlanOlaylar

-Kitaplarda Spencer sonradan uyuşturucu bağımlısı oluyor.

-9. Kitapta Hanna fotoğrafçı olduğunu iddia eden bir adama açık saçık fotoğraflarını çektiriyor.

-9. Kitapta fotoğrafları çeken adam Hanna'ya şantaj yapıyor. Hanna babasından 10.000 $ çalıyor ve babasının bir çalışanını suçluyor.

-Ayrıca kitapta Lucas ve Hanna çıkıyor.

-9. Kitapta Emily'nin Isaac adlı sevgilisinden hamile kaldığını öğreniyoruz.

-9. kitapta Spencer'ın annesi Spencer'ın yaşında çocuğu olan bir adamla nişanlanıyor. Spencer üvey kardeşinden hoşlanmaya başlıyor; ama onun gay olduğunu öğreniyor.

-9. Kitapta Aria Noel Kahn'la çıkıyor.

-10. Kitapta Aria, Noel ile ayrıldığında, Ezra'ya e-mail atıyor ve buluşuyorlar.

-10. Kitapta Ezra'nın Aria hakkında bir kitap yazdığını öğreniyoruz.

-8. kitabin sonunda A olayı sonuçlanıyordu ve kızlar A'dan ve Alison'dan kurtuluyordu. Ama 9. kitapta A mesajları yeniden başlıyor, 10. kitapta da devam ediyor.

-9. kitapta kızlar A'dan kurtulduklarından emin bir şekilde Jamaica'ya tatile gidiyorlar. Tatilde Alison'a ürkütücü bir şekilde benzeyen Tabitha isimli bir kızla tanışmışlardı. Bu kızın Alison olduğunu düşünüp onu bir binadan aşağı itip, öldürüyorlar.

Her okuduğumda bir öncekinden daha da tırsıyorum. Şu anda Türkçe'ye çevrilmiş kitaplar: Sevimli Küçük Yalancılar, Kusursuz, Mükemmel, İnanılmaz, Acımasız, Tehlikeli, Kalpsiz ve Sahtekar. Bunların hepsini okudum. Martı Yayınları'ndan alabilirsiniz. Ya da bir sonraki kitap fuarını bekleyin; çünkü çoğunu oradan aldım. Ayrıca kitapta Toby ve Mona ölüyor. Mona, Spencer'la uçurumda boğuşurken ölüyor. Toby ise  Alison'ı kitapta gerçekten gözetliyor. Alison onu bir gün onları gözetlerken yakalıyor ve ona bir ders vermek istiyor. Toby o sıralarda fişeklerle ilgilendiği için Alison arkadaşlarıyla ağaçevine bir fişek ateşlemeyi planlıyor. Alison aşağı inip fişeği ateşleyecekken Toby'nin üvey kardeşi Jenna'yı taciz ettiğini görüyor bu yüzden fişeği yanlışlıkla (bilerek) Jenna'ya atıyor. (Aslında kitapta Jenna ile bu olayı planlamışlar.) Toby bunu görüp "Senin yaptığını gördüm." diyor. Alison ise şantaj yaparak "Ben de senin yaptığını gördüm." diyor, bu yüzden Toby suçu itiraf edip bir ıslahevine gönderiliyor. Alison'ın cesedi bulunduktan sonra cenazeye katılıyor ve bu olay onu bir numaralı şüpheli yapıyor. Emily'yi de erkek arkadaşı Ben'den kurtardıktan sonra arkadaş oluyorlar. Emily erkeklerden mi kızlardan mı hoşlandığına karar veremese de daha sonra sevgili oluyorlar.  Foxy gecesi Toby eski anıları hatırlıyor ve Alison hakkında ürkütücü biçimde konuşuyor. Emily bundan korkarak arabadan inip evine kaçıyor. Toby ne kadar ısrar etse ve yalvarsa da onu evine almıyor. Sabahleyin cesedi bir intihar mektubuyla birlikte bulunuyor ve suçsuz olduğu böylece ispatlanıyor. Yani bunlar spoiler değil. Olma ihtimali çok düşük. Filmin yönetmeni kitaplardan gitmeyeceğini söyledi. Bana kitaplardan çok sapıyor gibi geldi. Ayrıca hala kitaplarda olan olaylara inanamıyorum. İnşallah hemen onuncu kitap da basılır. Bu linkten bakarsanız tüm kitapları görebilirsiniz. Tık! Adlarını çevirirsek: Alison'un Sevimli Küçük Yalancıları, Sevimli Küçük Yalancılar, Kusursuz, Mükemmel, Güvenilmez, Sevimli Kirli Sırlar (ara kitap), Kötü, Katil, Kalpsiz, Aranıyor, Bükülmüş, Acımasız, Çarpıcı, Yakılan, Ezilmiş. Adları bile korkunç! Size pazartesiye kadar yazamayacağım, sadece yorum yapabilirim. Yazlığa gidiyoruz. Herkese iyi haftasonları!

Öptüm.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Al Başına Belayı!

Öncelikle size kaç gündür -haftadır- yazamadığımı biliyorum. Üşengeçliğim üstün geldi bu sefer. Zaten yazlıkta olduğumuzdan, sadece yorum yapabildim. Neyse... Hani size bir olay bahsetmiştim? İçimi falan dökmüştüm. Okumadıysanız tık. S var ya hani? Gitmiş Sivas'taki "hacker" arkadaşına beni anlatmış. Biz arkadaşken de bana anlatırdı. "Annabeth, o 8 yaşından beri hacker! Abisi öğretmiş. Tek bir hareketle bilgisayarını bile ele geçirebilir." Sonra bu biz yine kavga edip barıştıktan sonra "Eğer beni aramasaydın seni hacker arkadaşıma söyleyecektim." dedi. Ben bu olayı unuttum. Hatta R ile de konuştuk; ama S'nin hackerle bağlantıya geçemeyeceğini söyledi. Dün bu hacker bana mesaj attı. Ne zaman arkadaşlık isteğini kabul ettiğimi de hiç mi hiç hatırlamıyorum. Önüne geleni kabul edersen böyle olur Annabeth! Benimle sohbet etti bu. Ben kibar olmaya çalışıyorum haliyle. "Bilgilerini ele geçirdim." dedi. "Niye?" dedim. "Hiiç." dedi. Neyse, bu bana "Çok güzelsin." falan diyor. Beni nereden gördüğünü soruyorum. Cevap vermiyor. En sonunda saç şeklimi -düz, kıvırcık vs.- de bilemeyince "Fotoğrafın yok bende, S ve R fotoğrafını çekememişler; ama çok güzel olduğun söyleniyor." dedi. Of, şimdi ne olacak? Bu bana çıkma teklif etti falan. Ben kabul etmedim tabii. En sonunda "Teklifimi bir düşün istersen." dedi. Ben ne şanssız bir kızım? Tam da bu berbat S olayını unutmuştum. Bir de sınıfların karma olmaması var tabii. Karma olmazsa S ile aynı sınıfa düşeceğim ve bu her şeyden daha berbat! Başka okula gitmeyi düşündüm. Çünkü benim okulumun yakınında bir okul daha var. Bir kaç arkadaşım da var okulda; ama ben çok soğukkanlıyım. Soğukkanlıyım, belki cesaretliyim; ama kesinlikle ortama ayak uyduramıyorum. Dördüncü sınıfta şimdiki okuluma geldiğimde okula alışmam beşinci sınıfın sonlarında doğru olmuştu. Ne diyebilirim ki? Şanssızım işte. Anca bu kelime uygun benim için. Hala tatil havasına giremedim. Sadece voleybol kursum için evden çıkıyorum. Yoksa tatil boyunca evde durup televizyon başında uyuklayacaktım. Tabii bir de test çözmem gerek. Daha başlamadım çalışmaya. Sonra hepsi birikecek. Ben de şu sıralar PLL'yi bitirdiğim için TVD'ye başladım. İkinci sezonun ortalarındayım. Aslında bırakacaktım; ama birinci sezon finalinden sonra resmen bağımlı oldum. Katherine, ne biçim şeysin sen öyle?! Son zamanlarda ruh halim Alison gibi değil. Bildiğin Katherine. Bir de yaşadığım olaylar sağolsun, intikam duygumu da bastıramıyorum artık. Bir şu hacker olmasaydı... Ama benim de planlarım var. İnşallah düzgün gider. Arkadaşıma hacker olayını söylediğimde "Bildiğin sapık bu!" dedi. Bunlar ancak benim başıma gelir zaten. En azından siz varsınız. Bunları günlüğüme yazmaya üşeniyorum. Günlüğüme her gün ortalama bir sayfa falan yazıyorum. Hala görüştüğümüz bir kaç arkadaşım var, ailem var. Siz varsınız. Yoksa Mona gibi akıl hastanesine...

Öptüm.

18 Ocak 2013 Cuma

Pretty Little Liars: Sırları Olan Güzel Bir Kıza Asla Güvenme.

                

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 12 tane kitap bulunmakta. Pretty Little Liars -bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim- içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi. Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra -kitapta bu süre aslında 3 senedir- geride kalan 4 kızımızı, yani Spencer, Emily, Hanna ve Aria mesajlar almaya başlarlar. Hem de A isimli biri tarafından. Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nın kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar... A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sırlar neden cep telefonlarına mesaj olarak geliyor? Bu A kişisi kızlarımızdan ne istiyor olabilir? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? Gibi sorular kafamızı allak bullak ediyor, bize seyir zevki yüksek keyifli bir dizi sunuyor.


Alison, (Tabii ki ilk Alison'dan başlamalıydım. Gizemli, kötü ve zeki karakterler her zaman favorimdir). Zavallım bir gece evden dışarı çıktı, çıkış o çıkış. Sonra kendisinin ölüm haberini aldık. Bu kız neden favorin Annabeth diye sorarsanız size tek bir cevap veririm: Kaltak. Hem de öyle böyle değil, en katmerlisinden. Ve ben onun bu sürtük, zeki, tehditkar ve "her şeyi yaparım", "her ortama uyarım" tarzına bayılıyorum! Flashback’lerin olduğu sahneler çok ama çok keyifli. Bu kızın ayrıca 96 doğumlu biliyor musunuz? İnsanın inanası gelmiyor, çok iyi bir seçim ayrıca. Diziye cuk oturmuş, onu izleyince böyle kötülük yapmak geliyor insanın içinden.


[tumblr_lwgkuaBfhB1r4udk0%255B6%255D.gif]
Spencer, oldukça zeki ve aktif bir kız. Ablasının altında ezilmemek için, ondan daha yukarıya çıkmak adına kendini paralıyor resmen. Bana göre Hanna ile beraber kendini en çok geliştiren karakter. O eski hali neydi, aman aman. Karı olsa yüzüne bakmazsın. Ama şimdi öyle mi, ekmek arası çıtır çıtır gider. Şaka bir yana, ben Spencer’ın en çok zeki olmasını seviyorum. Zaten dizilerde de varsa eğer favorim hep zeki karakterler -Alison favorim, çünkü bonus olarak kötü- oluyor. Ayrıca olayları aydınlatmada kimse onun kadar çalışmıyor. Bir yere girilecekse o öne doğru adım atıyor, başkalarını takip etmede hep onu görüyorum. Kitapları, odaları karıştıran hep bizim Spence. Çok yükleniyorlar bu kıza, çok üzülüyorum. Yok lan, bebeğime hiçbir şey olmaz. Aman nazar değmesin, şom ağzınızı açtınız az daha birinci sezon finalinde neler oluyordu öyle? Anam anam diyeyim ben saa… (Yazar burada okuyucuyu iyice merakta bırakarak dizinin izlenmesini sağlamaya çalışıyor. Spoiler mesaj olayı filan).


Hanna - pretty-little-liars-tv-show Photo
Hanna, ya da eski adıyla Dobişko Hanna. Bu kızımız geçmişte bir hayli kiloluydu. Tatlıya, hamur işine dayanamazdı. Nasıl okulun en gözde grubunda yer alıyordu anlamam. Alison devreye giriyor burada da, onu hem kollayıp koruyor, hem de alttan alttan kilolarıyla ilgili lafları çarpıyordu. Tabii ki Hanna’nın kilolu olması ona bu lafların söylenmesini haklı kılmıyor, ama o da biraz boğazını tutsaydı yahu. Sürekli gırtlağını düşüne düşüne göbeğini buldozer kepçesine çevirmiş. Tabi bizim kız da anladı, dünyaya zayıfların hükmettiğini  o da eziklikten kurtulmak için Alison öldükten sonra çeşitli şekillerde -anladınız siz onu- kilo verdi ve bu fit görünümüne kavuştu. Bölümlerde bazen onun tatlı yiyeceklerle olan komik ve acınası bakışlarını görüyoruz bazen. Hala kendisiyle savaş halinde biri Hanna. Ayrıca dizide şu ana kadar en büyük olan olay onun başına geldi. (Yazar burada duruyor, çünkü Spoiler içermek istemiyor. Sanki Blog hiç içermeyecek ya.)


Aria, bu kızımız Alison öldükten sonra ailesiyle İzlanda’ya gidiyor. Geri dönünce liseye başlamadan önce barda bir çocukla tanışıyorlar. Sonra İngilizce dersinde bir kafasını kaldırıyor, tanıştığı çocuk karşısında "Merhaba, ben yeni öğretmeniniz Ezra Fitz." diyor. Ne hissederdiniz düşünün artık. Ama gönül ferman dinlemiyor ve fiki fikilerine devam ediyorlar. Zaten bu Aria önceki dizisinde pek bir masum, pek bir saftı. Sonra burada önce punkçı olup pembe peruklar taktı. Ama favori oyuncularımdan birisi.


Emily, ben bu kıza üzülüyorum be. Bunun başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi. Ayrıca bir o kadar da tatlı.




Toby, Alison olayında baş şüphelilerden biri. Daha sonra ise rolü artıyor.


Jenna, o da bir olay sonucu -bu olay önemli, diziye başlayın ve iyi kurgulanan olayı öğrenin derim- gözleri kör olmuş güzel bir kızcağız Jenna. Dörtlümüze karşı derin bir nefret duyduğunu söyleyeyim hemen. Ses tonu, sarkastik cümleleri ve planları ile Jenna resmen bir saatli bomba. Tuvalet sahnesi var ikinci sezonda, Hanna dayanamayıp tokat atıyordu Jenna’ya. Orada çok üzülmüştüm, tamam o da kötülük yapıyor ama bir sor kendi kendine bu kız hep böyle kötü müydü diye? Hanna’ya çok pis küfür etmiştim.



Bu da Ezra. İşte Aria' ın öğrencisi olduğunu fark ettiği an.













Dizinin en güzel yanı dediğim gibi gizem unsurunu müthiş derecede iyi kullanması. Dizinin heyecanına katılıp kitaplarını alayım okurum diyorsanız kesinlike alın derim. PLL çok keyifli bir dizi, izlemekten hiçbir şekilde sıkılmıyorum ben. Umarım bu yazı da gaz verici bir unsur olur ve siz de başlarsınız. Tek istediğim, keyif almanız.



Başlamadığın her saniye neler kaçırdığını bilsen, kendini öldürürdün...
-A(nnabeth)
(Diziye ayak uydurarak bitirmeliydim tabii ki de…)

%70 Kaynakça